DNS ve VPN: Twitter Mwitter ‘a Nasıl Girmeliyiz?

Twitter’ın Mwitter ‘ın kökünü kazımaya karar veren bir sonraki üçüncü dünya ülkesi kökenli lider, bahtsızlığımıza yanalım, bizimki oldu. Kimimiz zaten gerekli teknik bilgiyle çoktan beridir kendini Türk internetinden soyutlamıştır, ancak daha büyük bir çoğunluk ise özgürlüğüne inen her bir darbeyle DNS nedir, VPN ne yapar, bunları öğreniyor. Bu hızda ilerlersek, önümüzdeki 20 senede ucuz yazılımcı iş gücü olarak Hindistan ‘a alternatif oluşturabiliriz.

Kaçıranlar ve tekrar izlemek isteyenler için; basitçe ve bol bol klişe anolojiyle;

DNS Nedir?

DNS, ya da Domain Name Server, modern telefon rehberidir. Mehmet ‘i arayacaksak, ve telefonunu bilmiyorsak DNS ‘e (rehbere) başvururuz, sonra da numarayı girer, Mehmet ‘le konuşabiliriz. Internet ‘de bu sistem benzerdir, bağlanılacak her sunucunun bir IP adresi (telefon numarası gibi) ve bir de alan adı (Mehmet!) bulunur, kimin adı kimin numarasına düşüyor, bunu da bize DNS söyler. Buradaki birkaç sıkıntıdan biri şu; DNS ‘ler genellikle merkezi sunuculardır, bilgisayarınızın varsayılan olarak servis sağlayıcınıza güvenip (Burada Türk Telekom oluyor. Bademe güvenimiz tam.) onun rehberini kullanır. Sonra kötü adamlar gelir, rehberden Mehmet ‘i silerler, ya da 155 ‘e falan yönlendirirler. Sonuç: artık Mehmet ‘i arayamıyoruz.

Ancak bu durumda Mehmet ‘in telefon numarasını bir kenara yazmamış olsak bile, gidip başka bir firmanın rehberinden numarasını alabiliriz. Bu nedenle de DNS ile siteleri engellemek, tel maşa bir yöntemdir, elde patlar.

Örneğin; bilgisayarımızın / cep telefonumuzun / akıllı buzdolabımızın vs. Ayarlar ekranına girip, DNS sekmesindeki sayıları 8.8.4.4 olarak değiştirirsek Google DNS ‘e geçmiş oluruz. O da bizi Mehmet ‘e de ulaştırır, Twitter ‘ a da girer. Beğenmezsek başka bir çok alternatif DNS çözümü vardır, bir kez yapılınca pek bakım gerektirmez, basit bir yöntemdir.

Bu güne kadar sansürü aşmak için kullanılan yöntem buydu. Ancak ağır anlayan kafalar bile bir süre sonra DNS yasaklamanın iş olmadığını çözüyor. Yazımı yazdığım bugün itibariyle Twitter ‘a bu şekilde girmek mümkün değil. Yine aynı telefon hattı anolojisiyle gidersek; operatör artık Mehmet ‘in numarasını aramak istediğimizde bizi bağlamıyor. Bu durumda, DNS artık makul bir çözüm olmaktan da çıkıyor.

Devamını oku…

Sevgili Diktatörler: Evet, Lütfen Twitter’ı Engellemeye Çalışın (Mashable)

Mashable.com ‘dan Chris Taylor ‘un yazısının Türkçe ‘ye çevrilmiş halidir. Kendim bir şeyler yazacaktım, bu yazının daha okunmaya değer olduğuna karar verdim.

Sevgili Diktatörler: Evet, Lütfen Twitter’ı Engellemeye Çalışın.

Ee gününüz nasıl geçti Başbakan Recep Tayyip Erdoğan? Tahmin ediyoruz ki beklediğiniz gibi değildi.  Mesela, çoğu adınızı bile bilmeyen bu insanlar, isminizi “diktatör” ile bağdaştırmayı öğrendi. Fakat bu ünvan Perşembe gününün dünya-çapındaki trend etiket olarak Twitter ‘a yer etti – #DictatorErdoğan. Ansızın milyonlarca Türk-olmayan, adınızı bilmeyen insan bu yeni küresel kötünün kim olduğunu öğrenmeye Wikipedia ‘ya koşuştular. Twitter ‘ı engelleyen Kuzey Kore, İran, Suriye gibi elit ülkelerin arasına katılan kimdi?

Ve belki de bu şekilde namınızı yürütmek hoşunuza gitmiştir – belki de, Twitter ‘ın engellenmesinin yegane sebebi de budur.

Tabii, hemen keyifle Perşembe günü mitingte “uluslararası topluluktan” bir cevap beklediniz, böylece kendinizi Dünya’ya karşı Türk kahraman, ya da bunun gibi zavallı ve klişe bir milliyetçi zırvalıkla tanıtma, ve dikkatleri hükümetinizin Twitter ‘a sızan yolsuzluklarından uzaklaştırma şansınız olacaktı. “Twitter, Mwitter” deyince büyük adam gibi göründünüz, değil mi?

BjNmznJIUAA3DRG

Tek sorun, Twitter sizi alaya aldı. Seçim posterlerinizin üzerine gizemli ve devrimsel sayılar yazdılar. Muhtemelen ne olduklarını anlayacak kadar teknolojiden anlamıyorsunuz, bunlar DNS sunucularının numaralarıdır. Ülkenizdeki herkes “Ayarlar” düğmesine ve saçma Twitter yasağınızı delmeye iki tık uzaktadır.

Devamını oku…

Raspbmc ile Raspberry Pi ile Medya Oynatıcı Deneyimi

Raspberry Pi ve neler yapabileceğinizle ilgili bir yazı yazmıştım zamanında, o yazının ana teması gidip hemen bir Raspberry almanızın şart olduğuydu, bu yazımda önceki anlattıklarıma ek olarak kendi Medya Oynatıcı deneyimimi anlatacağım. Önceden bu iş için pek de kaliteli diyemeyeceğim Ezcool ‘un bir oynatıcısını kullanıyordum, Samba ile Raspberry sunucumdaki 2 Terabyte ‘lık harici diskten görüntü alıyordu. Marka ve ürün çok güven vermese de genel olarak iş görüyordu. Ta ki, nedenini anlamadığım şekilde donmalar başlayana dek.

Bunun üzerine kendim bir şeyler yapabilecek miyim, ona bakayım dedim. Ortaya Ezcool ‘unkinden her anlamda daha başarılı bir sonuç çıktı, üstelik kendi Raspberry sunucumun üzerinde, dolayısıyla SMB ve dertleriyle -Linux’ta mı böyle, genel huyu mudur bilemem, “stabil olmayan” ın sözlük karşılığı Samba- uğraşmaktan kurtulmuş da oldum.

Bunun için kullanacağımız dağıtımın adı Raspbmc. Daha önce Raspberry Pi ‘den bahsettiğim için, kurulumunu burada tekrar anlatmıyorum. Henüz bir Raspberry edinmediyseniz, ilk paragrafta eklediğim yazıyı önce okuyup, sonra bunu okumanızda fayda var.

Raspbmc ‘nin avantajı, Raspberry ‘nize uyumlu bir Xbmc sürümüyle hazır olarak geliyor olması, böylece siz sistemi kendiniz dekore etmek zorunda kalmıyorsunuz. Tabii isterseniz zor yolu seçip, Raspbian ‘ınıza Xbmc kurmanız mümkün. Xbmc ‘sini saymazsanız, Raspbmc ile Raspbian arasında pek bir fark yok, zaten ortak depo kullanıyorlar.

Devamını oku…

Yolsuzluğa Giriş 101 Ders Notları

emperor-penguin_521_600x450

İşte yolsuzluk eylemi düzenleyen o anarşistler! – Muhabirimiz Aranel, Kongo’dan bildirdi.

Gün aşırı atamalar, sürülmeler, eski sevgiliye duyulan öfke derken gündem yoğun belki farketmemiş olabilirsiniz, Türkiye ‘de, aklın mantığın egemen olduğu bir toplumda iktidarın sonunu getirmesi gerekecek bir yolsuzluk iddiası var. Öyle ki, onlardan hiç beklemeyeceğimiz isimler -buraya ironi gelecek- meğer ülkenin zenginliğini, son 10 yıldaki ekonomik başarısını kıskanıp, bu başarıdan en çok nemalanan biz halkın cebinden çalıyormuş.

Tabii ki inanmadım, hemen gidip NTV Haber’e baktım olayın aslı neymiş, işte gündem maddeleri: MEB, SBS’de yürütmeyi durdurma kararına itiraz etmiş. Adana da ilkokul öğretmeni intihar etmiş, yeni ehliyet alacaklara müjde varmış, Çin sesten hızlı nükleer füze aracını denemiş, Kate Upton poz vermiş. Ha az kalsın unutuyordum, Fenerbahçe gelecek sezon hazırlıklarına başlamış.

Bunun üzerine araştırmamı sürdürdüğümde ise, Habertürk’ün anasayfasını işgal eden tek haber olarak AKP Van Büyükşehir Belediye Başkan adayı’nın evinin “El Kaide Operasyonu” kapsamında arandığını gördüm ki, kendisi de diyor “Evimin sabah aranması manidar.”, Oysa biz sabah sabah bir çaya, bir de gözaltına hayır diyemeyen bir milletiz. Ayrıca belirtmek isterim ki, kendisinin sakalları da son derece manidar.

Demek ki neymiş? Türkiye ‘de yolsuzluk yokmuş, emin adımlarla 2023′e ilerliyormuş. Aksini iddia edenin ağzına da biber sürülüyormuş.

Casablanca ‘ya Taşındım!

Blogumun Dreamhost ‘taki süresi bu ay bitti, orada host ettiğim başka bir şey de kalmayınca, yıllık $120 çıkıvermek yerine bloga yeni bir ev bulmak şart oldu. İşin gerçeği, Dreamhost ‘ta olduğum sürede -3 yıl oluyordur- blog çok da iyi çalışmıyordu, ücretli bir servise göre son derece yavaş olması bir yana, sunucunun timeout ‘ları son derece düşük oluyor ve kullanıcıyı kolayca 503 ‘e, hatta yanlışlıkla 404 ‘e gönderebiliyordu maalesef. Dreamhost ‘un teknik servisini ve yönetim panelini her zaman beğendim, ancak Dreamhost ‘ta şimdiye kadar ne host etmek istediysem, yavaş/sorunlu çalıştığı gibi, bu konuda şikayetlerinizde PS almanızı -ki fiyatları uçurumdu bir aralar- öneriyorlar.

Yeni evimiz, Casablanca! Casablanca, benim Raspberry Pi tabanlı sunucum, ve kendisi oldukça maharetli, çok amaçlı. 2TB bir diske ve salondaki HDTV’me sahip, gerekirse diye TV sehpasının altında bir de basit klavyesi var. Blogumu Raspberry ‘e taşıyarak, aynı zamanda Pi’nin PHP performansını da değerlendirme şansım oldu. Sonuçlar, $35 ‘lık bir ARM bilgisayara göre, beklentimin üstünde, ancak mucizeler de yaratmıyor tabii.

Bunun için blogda ve sunucuda bir kaç altyapı değişikliği şart oldu. Sayfayı ilk açtığımda, anasayfa dışarıdan (Pingdom kullandım) 22,5 saniyede yükleniyordu. Hani bekletmesini geçtim, yahu buna tıklayan adamın siteyi bozuk/kapalı vs. sanması için fazlasıyla yeterli bir süre 20 saniye. Sonra farkettim ki siteyi taşırken Super Cache kapanmış. Bunu yeniden etkinleştirip, ayarları biraz arttırınca sonuç 16 saniyede sabitlendi. Bunun üzerine Memcached kurdum, ancak pek bir verim alamıyordum ki, detaylara bakmayı akıl ettim. Tahmin edersiniz ki, sadece anasayfadaki resimlerin yüklenmesi epeyce sürüyormuş. Kendi upload hızıma kalmasın işler diye, bunu da WordPress ‘in harika kişisel CDN’i (ve de, ücretsiz) Photon ‘a bağladım, şimdi resimleri oradan yüklüyor, süre ise 10 saniyeye düştü. Yetmez dedim, baktım ki bu alan adı için Gzip ‘i aktifleştirmemişim, ayrıca cache ‘nin çöp toplama değerini de yükseltince, ortaya önce 6 saniye, sonra da en sonunda 3,5 saniye çıktı. Başladığım noktayı düşününce, fena değil. Şuan cache edilmiş bir sayfayı yaklaşık 4 saniyede, edilmemiş bir sayfayı 10 saniyede yüklüyor. Çöp toplamayı epey ötelediğim için, performans gün geçtikçe düzelecek gibi. 

İşin gerçeği, blogu şuanki haliyle bırakmak istemiyorum. Raspberry Pi, PHP’yi idare edebileceğini gösteriyor, ancak, %95 ‘i statik olan blogumun; sadece yorumları, en alttaki etiket bulutu ve yan menüsü dinamik, ki bu saydığım son ikisi dinamik olmak zorunda da değiller. Bu durumda boş bir vaktimde, en iyisinin statik blog üreticilerine geçmek olduğuna karar verdim. Zaten gözüm epeydir onlarda, zira hem pratikler, hem de çok hoş/uğraşması keyifli görünüyorlar, yazıları Markdown ‘da yazmak da cabası. Aklımda Pelican var bu iş için, en eli yüzü düzgün Python çözümü o olacak gibi.

Özetle; Blogumu taşıdım. Yeni evi bir Raspberry Pi, ancak Pi üzerinde mükemmel bir WordPress yaratmak güç, hem zaten niye yaratasınız? Bu sebeple de statik bir blog çözümü en iyisi gibi. Bakalım ortaya neler çıkacak.

 

 

 

 

2 Yılın Ardından, MeeGo’yu Nasıl Bilirdik?

n950ven9

2 yıl önce bu günlerde, MeeGo Türkiye ‘de yayınlayacağımız bir inceleme hazırlıyordum, o dönemde MeeGo ‘yu takip ettiyseniz, bunun Nokia N9 incelemesi olduğunu biliyorsunuzdur. Geçen süre, ve tabii ki Nokia ‘nın “stratejileri”, MeeGo ‘yu da, N9 ‘u da bir anlamda tarihin tozlu sayfalarına doğru itekledi, N9, 2 senedir zamanda hareketsiz, yeni bir güncelleme, tünelin ucunda bir ışık olmadan öylece, bir grup seveninin elinde dolaşıp durdu, MeeGo ‘nun çok önde başladığı yarışta zamansız ölümünden sonra hala, N9 ‘un mirasına sahip çıkıp, bayrağı alıp götüren bir ürün ortaya çıkabilmiş değil, diğer yandan MeeGo ‘nun huzursuz ruhu, tabutundan ara sıra fırlayıp, eski kullanıcılarının rüyalarına girmeye, kendini hatırlatmaya da son vermiyor. Akıllı telefonlar, geçen zamanda hem donanımsal, hem de yazılımsal olarak çok ilerlediyse de, gözden kaçan bu güzellikleri, forumdan bir arkadaşın sayesinde ulaştığım UnleashThePhones.com ‘un yazısıyla  bir kez daha anımsadım. Yaklaşık bir yıla yakındır iPhone kullanırken, kendimce en çok özlediklerimi de ben yazayım dedim:

Devamını oku…

Indie Game: The Movie

indiegamethemovie_filmstill6_titlescreen_byindiegamethemovie

Indie Game: The Movie, Kickstarter’da topladığı $100,000 sayesinde hayata geçmiş bir belgesel, Indie oyunları, ve yapımcılarını 3 farklı oyun ve hikaye üzerinden anlatıyor. Super Meat BoyFEZ ve Braid üzerinden ilerliyor ve bağımsız oyunlara uzaksanız konsepti kavramanıza, dahası yapımcılığına ilginiz varsa da birkaç tüyoya sahip. Benim en çok sevindiğim kısmıysa beni FEZ ‘le tanıştırmış olması. Bağımsız oyunlar, sadece birkaç kişiden oluşan küçük ekipleriyle, tam bir türe, sınıfa sığdıramadığınız, ancak gerçekten etkileyici yapımlar, birçoğunun belli bir amacı bile yok, veya alıştığınız bir türe bile oturtamıyorsunuz, bu da onları, milyon dolar bütçeli diğerlerinden ayıran en önemli şeylerden biri. Ortada bir dağıtıcı, sabit bir kâr beklentisi olmayınca, ne yapılabileceğinin sınırları oldukça belirsizleşiyor.

Indie Game, belki oyun yapımcılığının teknikleri üzerine yeterli bir yapım olmayabilir; izleyiciye oyunun tasarımı, yapımı, pazarlanması adına bir hikaye anlatmıyor çünkü, bu açıdan beklentileriniz varsa -ki benim biraz da olsa vardı- bu açıdan yetersiz kalabilir. Diğer yandan, bağımsız oyunların genel hikayesini, bu insanların iç dünyasını, bildiğimiz ve sevdiğimiz (hatta daha iyisi, belki de bilmediğimiz!) oyunların yapımcılarını bizimle tanıştırmak açısından da harika bir şekilde görevini yerine getiriyor diyebilirim. Filmin asıl amacı da sanırım bu, bu ilginç yapımların yapımcılarıyla, bir saatlik yemeğe çıkmışsınız, onlar da size anlattıkça anlatıyormuş gibi. Keyifle izleyeceğinizi umuyorum.

Filmin Türkçe altyazısı yok. Ancak merak etmeyin, ben sizin için, (aslında kız arkadaşım için, eheh), Türkçe altyazısını da hazırladım. Altyazıda akşam izleyelim derken aceleyle ufak hatalar olabilir, ancak sizin -ve kız arkadaşlarınızın- işine yarayacağına eminim :)

Altyazıyı indirmek için: tıklayın. (Sağ tık + Farklı kaydet)

Aranel Surion’un Blogu v2.0.0

eskiblog

Blogun 2007′den beri yayınlanan önceki tasarımı

Ta daa! Uzun bir yaz arasından sonra, bloguma dönüş yaptım. Üstelik artık baştan aşağı yenilediğim bloguma. 2007 ‘de, ilk yayınladığımdan beri tasarımı ve altyapısı hiç değişmemişti, bu yüzden blogun bu tamamen sıfırdan haline Sürüm 2 (Kod Adı: Böcük) adını koydum.

Yeni blogu tasarlarken aklımda birkaç şey vardı: blogun yıllar yılı topladığı gereksiz ağırlıktan kurtulmak (40′dan fazla eklenti ve türlü çeşit hackle çalışıyordu), tasarımı modern, beyaz-arkaplanlı, göze her anlamda sade gelecek, gereksiz fonksiyonları bulunmayan bir hale getirmek ve blogu her anlamda modernize etmek. Bu sebeple blogda eklenen özellikten çok çıkarılan özellik var aslında. Yan ve Alt kısımlardaki pek çok kalabalık eden bileşen artık yok, geriye sadece en gerekli olabilecekleri bıraktım. Blogun her adımında, 404 sayfalarına -Setsuna ile yollarımızı ayırsak da- kadar her yeri yeniden elden geçirdim, ve sanırım, şimdiye kadarki en rafine ve kullanışlı haline getirdim.

Taşınma esnasında son birkaç günde gelen 3-4 yorumu maalesef kaybettim, yorumunuzu bulamazsanız sebebi muhtemelen bu. Daha geçişi bugün tamamladığıma göre, arada blogun krizlere girmesi, çatlayıp patlayan şeyler olması damümkün, bunları bana yazanlara ise çikolata var. 

Bir Harfi Fazla Yazmak ve PHP5 Oturum Çöp Toplayıcısı

1778_large

Bugün, MeeGo Türkiye’ye göz attığımda bir gariplik fark ettim. Forum başlıklarının tasarımı bozuk görünüyordu. Tabii bu durumda ilk suçlayacağınız muhtemelen tarayıcıdır. Önce bir CTRL + F5, sonra da iPhone ‘dan girdiğimde tasarımdaki aynı sıkıntı hala önümde duruyordu.

Bu noktada yönetici hesabıma giriş yaptım. Daha iyisi, ben giriş yapar yapmaz sağ barın kaybolduğu gibi sayfalar da bozuldu. İşte buradan sonra o can sıkıcı yarım saati okuyorsunuz:

İlk önce Drupal ‘in Cache temizleyicisini denedim. Birkaç dakikalığına işe yaradı da, sonra yeniden bozuldu. Daha sonra Drupal ‘in tüm hataları ve olayları kaydettiği DBLOG ‘a (Yakın zamanlı kayıtlar) ‘a girdim. DBLOG ‘un avantajı, sunucunuza giriş yapıp logları elle kontrol etmeden, buradan PHP hata kayıtlarını görebiliyor oluşunuz. Burada kolaylıkla dikkat çeken PHP hatalarından birine tıkladığımda ise:


taxonomy.module dosyası 21 satırında Can't create/write to file '/tmp/#sql_36a_0.MYD' (Errcode: 28)

Devamını oku…