Apple ve FBI Kavgasının John Oliver Yorumu

John Oliver ‘ın ustalık eseri, kriptolama ve veri güvenliği adına hem bu kadar layman ‘e anlatır gibi anlatan, hem de bu kadar komik ve eğitici bir video daha herhalde yayınlanmamıştır, üstelik geçtiğimiz ayların gündemini de çok iyi yakalamış. En azından 16:00 ‘dan sonrasındaki Apple reklamı parodisini izleyin, pişman olmayacaksınız. Hem Apple, hem de IT sektörünün geneline atfedilebilecek tarihe geçmesi gereken bir de sloganı var: “Join us as we dance madly on the lip of the volcano.”

Chris Stephenson ve “Bilgisayar Bilimleri’nin Başarısı”

“Bilgisayar Bilimleri ‘nin başarısı”, 2012 ‘de yayınlanan ve CS alanını hem bilimsel, hem de tarihsel ve sosyolojik açıdan ele alan, küçük sorular ve şakalarla renklendirilmiş, şaşırtıcı ve bu alana ilgiliyseniz kanımca 1 saatinizi almaya değecek bir konuşma. Konuşmanın içeriği şu şekilde özetlenmiş:

Bilgisayar Bilimleri’nin aslında masamızdaki (ya da cebimizdeki) küçük makineyle sadece dolaylı bir bağı var. Temel ve geniş bir bilim alanı. 60 dakika içinde felsefeden cinsiyete, cinsellikten siyasete, sosyolojiden tarihe ve nihayet kaplanın çizgilerine varan bir yolculuk yapacağız. Sizi şaşırtacak en az bir şey öğreneceğinizin garantisini veriyoruz.

Konuşmayı veren hoca, Chris Stephenson, Bilgi Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri bölümünün başkanıydı, yanılmıyorsam bölüm kapatıldıktan sonra da üniversitede akademisyen olarak kaldı. Kendisi yaptığı bazı dersler ve konuşmaları da Vimeo ‘da yayınlamış. Ayrıca bu Ocak ayında T24 ‘te yayınladığı ve günümüz Türkiye ‘sine güzel bir paralel çeken, IRA üzerine bir yazısı da var.

Bilmek isterseniz eğer: 25 yıl Türkiye ‘de yaşamış bu hoca, dün bu saatlerde “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisine imza attığı için, muhtemelen piyango usulüyle seçilen, işini kaybeden ve tutuklanan üç akademisyene destek olmak için gittiği adliyedeki arama esnasında, çantasında an itibariyle ülkenin üçüncü büyük partisine ait bir davetiye bulunduğu için sınırdışı edildi. Çünkü, Türkiye’de hiçbir başarı cezasız kalmaz.

Gogs ile Kişisel GitHub-benzeri Depo Kurmak

 

Versiyonlama ve kod deponuz için, ya da emekleyen projeleriniz için özel bir depo mu istiyorsunuz? Buna ekstra para vermek içinizden gelmiyor mu? Self-hosted servislere meraklı mısınız, size daha mı çok güven veriyor? GitHub ‘daki kodunuzun bir kopyasını yerel tutmak mı istiyorsunuz? Sadece Git iyi güzel, ama hoş bir arayüzün, kullanım kolaylığının, ekstra fonksiyonların eksikliği hissediliyor mu sizde de? Demek ki kendi GitHub ‘unuzu kendiniz kurmanın vakti gelmiş. Üstelik -hemen hemen- tüm avantajlarıyla birlikte!

Bu işi yapabilen birden çok yazılım var, tüm ihtiyacımız olan ise 7/24 açık bir sunucu. İlla dışarıdan bir hizmete gerek yok, ben bunun için kendi Raspberry Pi sunucularımı kullanıyorum. GitLab ve Gogs, self-hosted GitHub kurmak isteyenler için iki büyük alternatif, ikisi de hızlı gelişiyor ve kendi çapında popüler. GitLab bu işte fonksiyonel anlamda sanki bir adım daha önde, ama konu RasPi gücünde bir sunucuda bu işi yapmaya gelince Gogs ‘un eline kimselerin su dökebileceğini sanmıyorum, üstelik son derece de temiz arayüzlü ve stabil. Bu sebeple ben Gogs ‘u tercih ettim ve tercihimden çok memnun kaldım, herkese de öneriyorum.

Peki Gogs ile neler yapabiliyoruz? Gogs son derece kolay şekilde GIT depoları oluşturmaya ve paylaştırmaya imkan tanıyor, çok sayıda kullanıcının aynı anda kullanması mümkün, sosyal araçları da buna hazır. Elbette bu depoları ve commit kayıtlarını görselleştirebiliyor, diff (fark) alabiliyor, dosyaları görüntüleyebiliyor, kolayca paylaşmaya da imkan tanıyor. Sadece bunlar da değil, diğer Git depolarında -misal GitHub- tuttuğunuz kodunuz için yansı depolar oluşturup belli aralıklarla yedekleyebiliyor, depolarınız için Issue Tracker (Kayıt Takibi) sunabiliyor, kodun belli bir durumundan Release oluşturmanıza imkan tanıyor ve muhtemelen benim sayamadığım daha bir çok işi yapıyor. Daha da güzeli, bütün bunları Raspberry Pi 2 üzerinde ışık hızında, hiçbir yavaşlama olmaksızın yapıyor. Daha ne isteyebilirsiniz ki bir Git sunucusundan? Bana kalırsa self-host etmeye istekli her geliştiricinin alet çantasında çoktan yerini almasını gereken bir çözüm Gogs, desteklerinizi de bekliyor. Türkçe dil desteğinin de Crowdin.com üzerinde topluluk desteğiyle sağlanmaya çalışıldığını ve yardımcı olabileceğinizi belirtmekte fayda var. (Henüz %30 civarı bitmiş çevirinin, bu haliyle resmi diller arasında yer almıyor)

Gogs ‘un geliştirilmesi ben bu satırları yazarken süratle devam ediyordu, adından ipucunu alabileceğiniz üzere Go dilinde geliştiriliyor. Fonksiyonel eksikleri olmasına rağmen stabil çalışması, temiz arayüzü ve hızıyla bitmiş bir ürün hissini çok iyi veriyor, ki özgür yazılım projelerin genellikle aşil topuğu burası olur. Gelecek major sürümde benim farkına vardığım tek eksiklik olan Wiki fonksiyonunun da eklenmesi planlanıyor, ihtiyacınız varsa şimdilik bunun için ayrı bir depo, veya DokuWiki gibi hafif bir çözüm değerlendirebilirsiniz.

İlginizi çektiyse gelelim Raspberry Pi üzerinde biraz zahmetli kurulumu ve birkaç ufak tefek ayarına:

Devamını oku…

Debian/LXDE ile Eski Sistemi Diriltmek

Debian/LXDE

Bu yaz balkona yerleşmekte ısrarcıyım, havalar sıcak. Ancak çok afilli yeni masaüstü bilgisayarımı kucaklayıp bir oraya bir buraya götüremiyorum, balkonda oyalanmak için yeni bir dizüstü almak da istemiyorum, ben de elde olanı yeniden değerlendirmeye giriştim. Lenovo S10-3T: hoş tasarımlı, küçük ve dokunmatik ekranlı bir notebook, taşınabilir ve kozmetik açıdan halen başarılı sayılabilir. Ancak içindeki Atom işlemcisi ve Raspberry Pi ile güreşir 1GB RAM ‘iyle çıktığı zamanda bile parlamamış olması, onu 2015 için zor bir tercih yapıyor. (Öte yandan ücretsiz temin edilmiş bir cihaz olması benim için harika bir tercih yaptı) Bu Lenovo Windows 7 ile geliyor ve sinir bozucu seviyede yavaş bir deneyim sunuyor, 8 ve 10 ile de parlak bir tablo çizmiyor. Ubuntu da maalesef farklı bir sonuç vermeyince yolu Debian ile kendi çözümümü yaratmakta buldum. Eski Notebooklar -ve diğer PC’ler- için tarifim şu şekilde:

Böylesine düşük kaynaklı sistemlerde Windows beyhude bir çaba, zira hiç bir şeye karar veremiyorsunuz. Değerli işlem gücü ve RAM, alengirli efektler ve gereksiz araçlar arasında yok oluyor. Sonuçta elinize kalan vasat performansı da kabullenmek yerine eliniz cep telefonuna veya bir tablete uzanıveriyor haliyle. Linux dağıtımlar ise durumuna göre hemen her konfigürasyona öyle bir adapte edilebiliyor ki bir kez daha etkilenmekten kendimi alamadım.

Amacıma ulaşmak için hafif bir Debian kurulumu yaptım. Ağ üzerinden kurulabilen ISO ‘su sadece 250 MB kadar yer kaplıyor ve kablosuz ağ üzerinden birkaç dakika içinde seçtiğiniz paketleri ekleyerek kurulumu tamamlayabiliyor. Hafif olması amacından sapmamak için LXDE/Openbox ile devam ettim, daha hafifleri de var ancak bazı basit fonksiyonlardan vazgeçmek cazip gelmedi, daha düşük konfigürasyonlar için LXDE araçlarından kurtulup sadece basit bir WM ile de yola devam edebilirsiniz. Bu kurulum seçeneğinde yalnızca kablosuz ağ yönetimi için Wicd, ve temel masaüstü görevleri için  Iceweasel (Chrome ile değiştirdim), Libreoffice, Deluge ve LXMusic gibi birkaç yazılım yükleniyor. Kurulumdan sonra da ince kenarlı ve modern görünümlü -ve kurulu gelen- Nightmare temasını seçip, çirkinlik abidesi uygulama barını da transparan siyaha çevirince ortaya beklentimin çok üzerinde bir performans veren ve boşta yaklaşık 200 MB RAM tüketen, modern ve minimalist bir kurulum kaldı. Dokunmatik ekranın kurulur kurulmaz çalıştığını ve kurulu gelen PDF okuyucuda sayfa kaydırmak için kullanılabildiğini söylemiş miydim?

Donanımı zayıf kalan, eski bilgisayarlarınızdan modern çalışma alanları yaratmak birkaç adımda, bu kadar kolay. Debian zaten hafif ve hazır bir dağıtım. Ne yalan söyleyeyim, Linux dağıtımlarına tüm güvenime rağmen ben bile bu kadar kolay olmasını beklemiyordum. Kendi kullanımımda bahsi geçen sistemi Chrome ile Internet işlerim, YouTube, LibreOffice ile yazı yazmak, PDF kitaplar okumak, Sublime Text ile kod karalamak ve SSH/VNC istemcisi olarak kullandım. Tabii bunların hepsini değil, en fazla ikisini aynı anda yaparak. VNC istemcisini, yük gerektirecek işlerim için asıl makinemdeki Linux VM’lerime ulaşmak için yükledim, çok sık ihtiyacım oluyor dersem yalandır, daha bir kez açtım sadece. Çöp diye kenarda yatan bir notebook için harika bir kullanım alanı oluşmuş oldu.

Bir de kendi kullandığım ve şahsen önem verdiğim bir kaç ufak detay ve deneyimim var, onları da paylaşmak isterim:

Devamını oku…

Bu Yaz için bir Okuma Listesi

Yazın okumayı umduğum kitapları şöyle bir derleyip listeledim. Kitapların son ikisi hariç gerisi İngilizce ve geneli IT mevzularına yönelik kitaplar, amacım aynı anda hepsini öğrenmekten veya ders çalışır gibi okumaktan çok -ki varyasyona bakılırsa her birini hakkını vererek okumak zor-, merakımı gidermek olacak ve muhtemelen hepsini bitiremeyeceğim, yine de:

  • Understanding the Linux Kernel, 3rd Edition

Bu kitabı ekleyerek aslında biraz hile yaptım, zira ilk chapterlarını zaten okumuştum. Linux ‘ta süreçler, bellek yönetimi, zamanlama, çekirdek senkronizasyonu, çağrılar ve sinyaller, dosya sistemleri derken çekirdeği iyice bir inceleyen, daha önemlisi sadece kodları ve metodları yazıp geçmek yerine Internet deyimiyle ELI5 (Explain like I’m Five – Beş yaşındaymışım gibi anlat) yapan bir kitap, benim gibi çekirdeğin yüzeyini bir miktar kazımak ve bunu masal okur gibi baştan sona okuyarak yapmak istiyorsanız zannederim ki bunu sağlayabilecek yegane  kitaplardan biri bu. Kitabın kendisi bibliyografisi hariç 850 sayfa olduğundan okuduğum her şeyi hatırlamayacağım muhakkak, yine de yakın olduğum bir sistem olduğundan uzaylı hissetmeyeceğim okurken.

  • Game Engine Architecture, 2nd Edition

Muhtemelen bu yaz okuyacağım en eğlenceli kitaplardan biri bu, içeriğine yalnızca şöyle bir göz gezdirdim, sürprizi bozmadım kendime. Anlatım fazlasıyla detaylı görünüyor, ben daha çok yüzeysel olarak “yav oluyor da nasıl oluyor” gibi okuyacağım için muhtemelen atlaya atlaya okuyacağım bu kitabı. Bence eğlenceli olacak.

  • Practical Malware Analysis: The Hands-on Guide to Dissecting Malicious Software

Eheh, bir başka “yav oluyor ama nasıl” kitabı da burada. Gerçi bunun nasıl olduğuna dair bir miktar arkaplanım var, ancak pratiğim yok. Kendime birkaç hedef seçip biraz kurcuklamayı düşünüyorum,  Her aşamada okurun “elinden tutan” bir kitaba benziyor, bakalım.

  • Programming Logic & Design, Comprehensive 8th Edition

Kitabı bir yerde öneri olarak gördüğümü hatırlıyorum, listemde olmasının başka pek bir sebebi yok, indeksten gördüğüm kadarıyla bir kısmı haliyle bilindik şeyler, ancak bir o kadar da heyecan uyandıran başlıklar var, çok yüzeysel kalmazsa okuyacağım, baktım olmuyor bunu Laurens Van Houtven ‘in kendi iddiasına göre “herkesin anlayabileceği kripto kitabı” olan Crypto 101 ile değiştirebilirim, kriptolojiden var olan kütüphaneleri kullanmak -ve bazılarından kaçınmak- dışında hiç anlamadığımdan Houtven doğruyu mu söylemiş, yoksa benim mi kafam basmıyor görebileceğiz okuyabilirsem.

  • The Design of Everyday Things, Revised & Expanded Edition

Yukarıdakiler içinizi açmadıysa bu bir değişiklik olabilir; Donald Norman ‘ın kitabı başlığında ne diyorsa onu anlatıyor, etrafımızdaki günlük eşyaların tasarımı, bize etkisi ve bizde uyandırdıkları, hem tasarımcılar hem de olmayanlar için yazdım diyor Norman. Henüz başlayamadımsa da birkaç sayfasına şöyle bir göz gezdirme fırsatım oldu, kapılardan, pillerden ve ofis yazılımlarından bile örneklerle eğlenceli ve dostça bir dili olduğu kesin.

  • Sonsuzluğun Sonu (Isaac Asimov)

Sci-fi meraklısı olarak Asimov ‘un kitaplarını hiç okumamış olmaktan utanmıyorum desem yalan olur, çılgınca övülmüş ve üstelik son derece kısa bir kitabıyla bu yazarın bir ucundan tutacağım bu sefer.

  • Modernleşen Türkiye’nin Tarihi (Zürcher)

Bu aslında kendi seçimimden çok biraz bana “itilmiş” bir kitap oldu ancak ne yalan söyleyeyim, ekşisözlük başlığına şöyle bir göz gezdirince ilgimi kesinlikle kazandı, büyük ümitlerle başlayacağım, şimdilik az bir kısmını okudum ve bilimsel bir yorumunu yapamayacak olduğum bir gerçekse de, sıradan bir yorum getireyim: “en azından sıkıcı değil”, hali hazırda elimde olup da bu kadar övülmüş bir kitabı kenara kaldıramazdım değil mi?

Kitaplarım bu kadar, önerilere açığım! :)

Not: Bu kitapların hepsinin *bir yerlerde* PDF ‘leri olduğunu gördüm, herhangi birini okumak isterseniz Google ‘a bir danışabilirsiniz.

Moonlight ile PC Oyunlarını iOS ‘da Uzaktan Oynamak

Borderlands Moonlight

iOS8 üzerinde Borderlands 2

Reddit ‘te bir kullanıcı, açık kaynak bir NVidia GameStream istemcisi olan Moonlight ‘ı derleyip kendi Cydia deposunda paket olarak yayınladı. Sistem bu yakınlarda adını sık duyduğumuz streaming uygulamalarıyla mantık olarak aynı; oyun bilgisayarda çalışıyor, görüntü ve ses -muhtemelen sıkıştırılmış olarak- istemciye (bu durumda iPhone), istemciden alınan girdi de bilgisayara aktarılıyor ve oyunu oynuyorsunuz. Moonlight ‘ın Raspberry Pi sürümü de mevcut.

Moonlight’ı kendim 4 farklı oyun ile denedim, sonuçlar beklentimin çok üzerinde. Grafikler ve görüntü haliyle, gücünü PC’den aldığından iPhone 5 ekranında gördüğüm en iyi görüntü, son derece keskin ve net, Bir masaüstü GPU zaten el kadar çözünürlükte hiç zorlanmıyor bile. Seste nadiren bir kaç ufak atlama olduysa da oynanabilirliği hiç etkilemedi, kısaca işin performans kısmı “olmuş”, kullanım kolay, oyunların bir listesi, kapak fotoğraflarına kadar hazır olarak sunuluyor seçmeniz için. GameStream zaten PC ‘de gayet başarılı ve stabil, oyunu telefondan seçtiğiniz anda uygun çözünürlükte oyun başlatılıyor ve PC ‘de ses kapatılıyor, görüntü aktarımı başlıyor. Oyundan çıktığınızda orijinal çözünürlüğünüze geçiriliyorsunuz.

Tek sıkıntı, tabii ki el kadar ekrana (bu belki büyük ekranlı iPhone ‘larda daha az sorun olacak, henüz denemedim) tam boy bir oyun kontrolcüsü eklenince hem kontroller kötü, hem de görüş alanınız etkileniyor. Bunu aşmak ve gerçekten oyundan keyif almak için iPhone ile uyumlu bir kontrolcü almak gerek, henüz piyasası tam oluşmadıysa da bazı çözümler var. Bunun dışında henüz deneysel kaldığı için arada bir kopmalar, sıkıntılar olabiliyor, proje ilerledikçe bunlar ortadan kalkacaktır tahminimce.

DiRT III

Benim denediğim oyunların hepsi Steam ‘deki oyunlarımdı, Steam ‘de olmayan oyunlarınızı da listeye ayrıca ekleyebiliyorsunuz ancak ben denemedim, listede hali hazırda bazı Origin ve Steam oyunlarım -muhtemelen GameStream ‘e resmi desteği olanlar- vardı. BF4, Titanfall gibi ağır toplar dahil. Kendim DiRT III, Borderlands 2, Monaco ve Steamworld Dig ile denedim.  Monaco ve Steamworld Dig oynanabilir oyunlardı, Dirt III ‘de en son AI bana tur bindiriyordu, Borderlands II ise klavye/mouse ikilisinden sonra çekilecek şey değildi açıkçası, bunda FPS oyunlarını kontrolcülerle oynamayı reddediyor olmamın etkisi de vardır. Tabii bununla ne RPG ‘ler oynanır, orası ayrı, hem de düzgün de bir kontrolcü alınırsa.

Teoride oyunlarınızı illa LAN ‘da değil, Internet üzerinde de oynayabiliyorsunuz, evdeki makineye bağlanıp da oynayayım diyebilmeniz mümkün. Pratikte ülkemizdeki olağanüstü upload hızları ve ping ile bu işe kalkışacaksanız Pong ‘dan ileriye zor gidilir gibi, onun stresini yaşamak istemedim ancak denerseniz mutlaka bana da anlatın.

Özetle, Moonlight şimdiden gayet başarılı ve etkileyici, ve tabii App Store ‘da  henüz yok. İlginizi çektiyse, Moonlight ile PC oyunlarınızı iPhone ‘da oynayabilmeniz için ihtiyacınız olanlar şunlar:

Devamını oku…

MyGameList

mygamelistMyGameList, benim MyAnimeList.net  ‘den esinlenerek oluşturduğum, bir haftasonu artık oynayacağım oyunların listesini tutamadığımı, oynadıklarımın da adını bile unuttuğumu farkedince ortaya çıkan bir çevrimiçi oyun koleksiyonu.

Aslında bu işi yapan myvideogamelist.com gibi site de var, ancak maalesef son derece dar bir veritabanındaki oyunları eklemeye izin veriyor, kişiselleştirebilir değil ve sosyal araçlarına da pek ihtiyacım yoktu, ben de ortaya daha hafif ve sadece istediğim şeyi yapacak (oyunları listeleyecek) bir MyAnimeList klonu koymak istedim. İşte bu sebeple PHP ve MySQL ile sadece birkaç yüz satırdan ibaret bir Twitter Bootstrap çözümü ortaya çıkmış oldu: MyGameList.

Şuanki haliyle bir Steam rozeti gösterebiliyor, oyunlarınızı kategorileyebiliyor ve isim, puan, tür, platform, öncelik ve sahip olduğunuz ortama göre ayırt edebiliyor, üstelik hepsini de en azından benim gözüme temiz gelen bir arayüzde Internet ‘te gösterebiliyor.

Yapamadığı şeyler ise, henüz bir oyun ekleme arayüzü yok (ihtiyaç duymadım, PHPMyAdmin ile halledebilirsiniz) ve ileride eklemeyi düşündüğüm TheGamesDB.net API bağlantısı henüz yok, ancak MyAnimeList ‘in iş görecek bir “oyun katalogu” kopyası olarak iyi iş görüyor.

 Kodu görmek veya kurup kullanmak isterseniz: http://github.com/AranelSurion/mygamelist

Gururlu Korsan

a-p2p_filesharing_the_pirate_bay_black_background_flags_seeds_wallpaper-42553

The Pirate Bay ‘in bir kez daha saldırıya uğradığı, ve -umut ediyorum ki- kendini tekrar toplayacağı bir başka polis-devlet güç gösterisinin ardından, korsan ve korsanlık hakkında bir kaç kelam etmenin önemine daha fazla inandım, aksi taktirde meydanı “ben orijinal aldım sen de al” ve “Ne yapayım Ferrari ‘me LPG mi taktırayım?” gibi “haklı ve çok anlamlı” önermelere bırakmış olacağız gibi görünüyor.

Öncelikle, bir mini test: korsana karşı mıyız? Eğer korsana tamamen karşıysak, şimdi sıralı olarak şu önermeleri de kabulleniyor olmalıyız, zira pratik sonuçları bunlardır:

  • Sanatın maddiyatla çok alakası vardır. Öyle ki, parası olmayan veyahut bütçesi buna elvermeyenler bir kitaptan keyif almamalı, ücretini ödeyemediği müziği dinlememeli -hatta kulak kapatmalı?-, oyunlar ve çizgi romanlar gibi eğlence ürünlerinden parası olanlar gibi keyif alamamalıdır. Daha da ileri götürürsek, “pis fakirler” ücretini ödeyemediği heykeli görmemeli, bir bilgisayarı BIOS ekranından öteye açamamalıdır.

  • Üretkenlik tamamen maddiyat varsa mümkün olmalıdır. Harika bir grafik tasarım yeteneğiniz varsa bile, Photoshop ‘un lisansını ödeyemiyorsanız MS Paint ‘te -veya PS kadar etkili olmayan alternatiflerde- yetenek heba etmelisiniz. Kendi hayatınızdan, deneyimlerinizden yola çıkarak kafanızda tasarladığınız o harika oyun deneyimini, oyun motorunun lisansını ödeyemiyorsanız hayata geçirmemelisiniz. Özetle, paranız yoksa size girişim şansı yok. Git yerleri sil, yemek taşı, sana verilen monoton görevi yerine getir köle!

  • Parasını ödeyemeyenler sosyalleşmemelidir. Hepimiz Game of Thrones ‘u Netflix ‘den izliyoruz, Titanfall ‘ı ilk çıktığında yüz liraya aldık. Sen alamadığın için izleyemedin/oynayamadın/dinleyemedin veya okuyamadın, dolayısıyla şimdi bizimle bu konularda konuşacak kültürel deneyimin yok, kenara çekil ve “senin gibilerle” (= sınıfınla) beraber tavla eşliğinde ekmeğin kaç lira olduğunu tartış. Kültür senin neyine.

Devamını oku…

urandom.aranelsurion.org (Tumblr içerir!)

tumblr

Blogun detaylı, açıklamalı formatından uzak kalan, daha kişisel, çabucak yazıp yayınlayabileceğim yeni bir mecraya başladım; Tumblr. Çok uzun olmayan, sık güncellenen, bol ekran görüntülü/fotoğraflı çabuk yazılar atacağım, Twitter ‘dan uzun, blog yazılarından kısa, biraz daha gevşek ama umuyorum ki ilginç olacak. Tumblr ‘ın avantajı, birkaç saat içerisinde basit, temiz bir sayfayı hazırlayabilmek, ve mobil uygulamasıyla olsun, subdomain desteğiyle olsun, her yerden ulaşabilmek oldu, beklediğimden çok daha düzgün bir sosyal platform çıktı Tumblr.

Lafı uzatmadan, kısa kısa, daha kişisel yazılarım şurada: http://urandom.aranelsurion.org

Uzuun uzun, detaylı detaylı, kitabını yazıyormuşcasına yazılarım ise buradan devam. :)

Haswell Masaüstü Toplamak

mybuild
2008 ‘den beri kullandığım önceki PC’mi birkaç ay önce emekli ettim; geçen sürede bana iyi hizmet ettiyse de birkaç GB ‘dan ibaret RAM ‘i artık modern yazılımlarda gün yüzü göstermiyor, ekran kartı bu yılın oyunlarını artık açamıyor ve sistem genel anlamda yavaşladıkça yavaşlıyordu. Bu seferki sistemimi toplarken, her şeyden olsun istedim. Birkaç VM çalıştırabileceğim, biraz lüks görebileceğim, hızlı açılıp hızlı kapanan, oyuncu yanımı mutlu edecek, her türlü yükün altından kalkabilecek bir sistem. Bütün bunların yanında hem güçlü, hem eski günlerdeki gibi toplaması/dağıtması eğlenceli ve taşınabilir olması da ek özellikler olacaktı. Son olarak da güvenilir, sessiz ve serin olmasını istedim. Sistemi toplamaya esasen Haziran ‘da başladım, Temmuz da bitirdim ancak ekran kartı sorunları gün yüzü göstermeyince, ancak bu ay son halini alabildi.

Mobil olmak/olamamak

Önceki sistemden, içinden 1TB ‘lık WD10EZEX ‘i kapıp, içinde çok eski ve nazar değmesin, şaşırtıcı derecede sağlam bir Seagate 140GB bırakarak ayrıldım. Henüz vakit bulup girişemedim ancak, onu da bazı ek projelerde kullanmayı düşünüyorum, henüz yaratıcı bir fikir bulamadığımdan şimdilik Steam In-Home Streaming amacı görünüyor ufukta. Doğruyu söylemek gerekirse, ideal teknolojilere kendimi çabuk kaptırıyorum. Yaklaşık olarak Ultrabook ‘lar ile iPad arasında bir yerde, bir daha yeni bir masaüstü sisteme ihtiyaç duymayacağıma ikna olmuştum. Sadece bekleyip, masaüstü performansı ile kolaylığı bir araya toplayacak “o” cihazın bir yerden gelmesini bekliyordum. Belki Apple, OS X’li, performanslı bir iPad yapacaktı (buna pek de inanmadım tabii), belki de Surface Pro hayatımıza i7 ‘leri ve tam teçhizatlı Windows 8.1 ‘leri getirecekti, ben de onu silip Linux kuracaktım ya da böyle bir şey. Kabul etmeliyim ki, ne teknoloji, ne firmalar ne de tüketici benim kadar aceleci değilmiş, sonuç olarak “o cihaz” halen çıkmadı, ihtiyaç da artınca, masaüstüne bir anda daha sıcak bakmaya başladım. Taşınabilir cihazların önemli bir dezavantajı, “taşınamaz” senaryolara adapte olamamaları, başarılı denemeler olduysa da henüz halen “iPad ‘imi şu docka koyunca karşıma tam teçhizatlı bir PC arayüzü geliyor, FHD ekranlarımda klavye/mouse ile iş görüyorum” senaryosu gerçeklenmiş değil, bu cihazlar öyle görünüyor ki en azından bir süre daha hoş oyuncaklar olarak tüketim odaklı kalmaya devam edecekler.

Planlama kısmı

İş parçaları ve bütçeyi belirlemeye gelince, geçen yıllarda PC bileşenlerini büyük ölçüde kenardan izlediğimden, paslanmışım. Hedefim bilinçli tüketiciliğin nirvanasına ulaşmak olduğundan, her bir bileşene ayrı ayrı dikkat ettim, özenle seçtim. Bütçeyi ilk başta 3000 Lira olarak belirlediysem de, kademeli olarak 3500 ve en son 4000 Lira ‘ya çıkmış oldum, bu noktada yukarıda saydığım pek çok beklentimi gerçekleştirdiysem de bir kaçının çok da mantıklı olmadığını da bu noktada farkettim, anlatacağım üzere, taşınabilirlik ve sessizlik taleplerimden feragat ettim, benim için en öncelikli nitelikler bunlar olmadığı için ortaya dengeli bir sonuç çıkmasına engel olmadılar.

Devamını oku…