Religulous

[Religulous Afişi]Bu hafta kendimi film izlemeye adadım, ve bu sırada çok ilginç bir yapıtla karşılaştım. Religulous, Religious(dindar) ve Ridiculous(saçma) kelimelerinin birleştirilmesiyle isim almış bir film.  2008’de çekilmiş. Genellikle belgesel olarak tanıtılıyor olsa da, dökümantasyondan çok mizah ağırlıklı.  Bill Maher, sırasıyla bütün semavi dinlerin ve egzotik inançların tapınaklarını geziyor, ilgi çekici kişilerle konuşuyor, bu sırada elbette toplumun da görüşlerine eserinde yer veriyor. Filmi izlediğim süre içinde “bu bir devrim” diyebileceğim türden inanılmaz bilgilerle karşılaşmadım, hatta bence yanlış gözlemler de mevcuttu-ki değineceğim- ama gerçekten güldüğümü söyleyebilirim. Bill’in amacı da bu, dinlerin aslında ne kadar “komik” yönleri olduğuna değinmek ve buradan bir çıkarıma gitmek. Eserin yapımında, Amerika senatörlerinden, Venedik’e-içeri alınmıyorlar- kadar her yeri geziyorlar. Hristiyanlığın eleştirilmesi ise biraz “vakit almış” diyebilirim, filmin izleyici kitlesi Avrupa ve Amerika olunca Islam ve türevlerini bir kenara itmişler gibi geldi.

Religulous’un izleyici kitlesi hakkında yadırgadığım tek şey şuydu ki, aslında tam olarak hiç kimse hedef alınamamış. Bir ateist için fazlasıyla sığ ve tamamen mizah ürünü olarak, bir müslüman içinse fazlasıyla alaycı bir üslupla sert bir eleştiriymiş gibi görünüyor ve ne toplumu bilinçlendirmek, ne de zaten bilinçli topluluğa bilgi kazandırmak adına bir dala tutunamıyor.

IMDB’de 7.8 almış fakat “Documentary” tanımının eseri doğru tanımladığını düşünmüyorum.

Religulous’u tahmin edebileceğiniz üzere netten indirdim, herhangi bir altyazısı mevcut değildi. Fakat zaten çok ağır terimler ve felsefi analizler bulamayacaksınız, bu sebeple orta derecede bir İngilizce ile-aksanları anlayamazsanız ingilizce altyazısı mevcut- rahatlıkla anlaşılabilir.

Bill Maher, kendi ailesiyle başladığı araştırmaya, ufak bir topluluk hristiyan ile, ileri bölümlerde ise inançlı bilim adamlarıyla(%93’ünün ateist ve agnostik olduğunu da belirterek, elbette) , farklı inançların “tanınan simalarıyla” devam ediyor. Tabii o kadar basit değil, bu sırada “akıllı tasarımcılar”dan tutun,  homoseksüel haklarına kadar bir çok farklı konu üzerinde ilginç tartışmalar ve uç kesimler yer alıyor, ve bir kez daha dinlerin kendinden olmayana karşı tahammülsüzlüğü ve acımasızlığı gözler önüne seriliyor. Hatta kendisini bir nevi “mesih” olarak tanımlayan bir şahsiyet ile bile söyleşi yapılıyor. “10 Emir”in içinde “çocuk istismarı” ya da “tecavüz”ün neden bulunmadığı sorgulanıyor, doğru ya, eğer biz şuan bir “emir listesi” yapsak ve on ile sınırlasak muhtemelen ilk dördünü “inanç, inanç ve inanç” eksenine kurmazdık ve tanrı da muhtemelen bu kadar “kıskanç” olamazdı.

Hatta izninizle bir spoileri aktarmak istiyorum, izleme şevkiniz pekişsin:

Bill ile senatör konuşmaktadır, tartışmanın uzaması ve senatörün ardı ardına aldığı ataklara mantıklı cevaplar verememesi üzerine şu sözü sarfeder:

“Siz Amerika’da önemli işler yapan azınlık kişilerden birisiniz, konuşan bir yılana inanan insanların benim ülkemi yönetiyor olması beni endişelendiriyor.”

Senatör: “Senatoda olmak için IQ testi geçmeniz gerekmiyor.”

Bill: {Mavi Ekran}

Bu tür “efsanevi” diyaloglar sıkça mevcut, her dinden her inançlı kimsenin verdiği ilginç “tepkiler” filmde önemli bir yer ediniyor. Yine aynı senatörle yapılan konuşmanın en ilginç kısmı ise-ki bu doğrudan Türkiye’deki topluluğu ilgilendiriyor- 32 ülke arasında yapılan “en inançlı” sıralamasında Amerika Birleşik Devletleri’nin ikinci gelmesi. Hayır, asıl ilginç olan o değil, Türkiye bu listede başı çekiyor! Tabii listeye Asya ülkeleri dahil edilmemiş, bu da aslında bizim “inançlar” açısından da Avrupa ve diğer gelişmiş ülkeler seviyesinden aslında ne kadar geride olduğumuzu gösteriyor ki bence acı bir sonuç.

Bill Maher, diyaloglar esnasında oldukça ilginç sorular da yöneltiyor, neden bronz çağı inançlarını orada bırakmıyoruz? gibi. Bilim ve evrim ekseninde Evrimin ne kadar “kabul görmüş” olduğunu ise “gözümüze sokmaksızın” anlatışı hoş olmuş. Bunu bir konsensus olarak betimlemesi tam olarak uygun tasvir olmayabilir, ama mantıklı.
[Religulous Sahne]
Daha çok spoiler verip eserin mizahi yönünü kaçırmak istemiyorum, fakat Religulous Islam konusunda bence sınıfta kalıyor. Islam’ın eleştirilebilecek ve oraya çıkartılabilecek bu kadar “kirli çamaşırı” mevcut iken son yirmi dakikaya sıkıştırıp kendilerince bir kaç arkadaşa sorup İslam’ı terörize etmek ne mizahi, ne de doğru bir bakış açısını yansıtıyor.  Zaten İslami mekanları gezerken Bill hiç mizah yapmıyor, sanıyorum ki biraz da kellesini kurtarmak için. Diğer dinler üzerine yaptığı derin sorgulamaları Islam üzerinde yapmak ve zaten genel olarak bilinen şeyleri bile gündeme getirmiyor. Genelde hep aynı slogan üzerinden gidiliyor: “Islam is violent.” Tamam bu tamamen yanlış bir bakış açısı değil ve ortadoğuya bakarsanız Islam’ın hoşgörüsüzlüğünün her yana yayıldığını, karikatüristlere karşı “global cihat” ilan edildiğini görürsünüz, fakat bunu kriminalize etmek bir Türkiye gibi “ılımlı islam” takılan ülkeleri zan altında bırakmamak oluyor ki eser boyunca eleştirilen “din ve inanç” kavramlarının burada bir nevi boşluk yaratması oldukça kötü durmuş. “We should become muslim or We should killed. We’re infidels.” demek içinde yaşadığımız toplum gibi bir çok “ılımlı” toplumu etkilemiyor. 20 dakikaya çok daha kapsamlı sorgulamalar, sorular ve istense tüm bu “rüyayı” bitirebilecek şüpheler belirtilebilirdi ama bunun yerine USA’de şuanki anaakım düşünce olan “Müslümanlar teröristtir” düşüncesi beslenmiş. İnanç için “saçma” kelimesini kullanıp ardından terörizmle suçlamak bu saçmalığı mantıklı ideolojik temellere oturtmak değilse nedir?

Ama yine de, izlenmeli, izletilmeli. Islam üzerine fazla mizah ve bilgi verici diyalog olmamasına rağmen, zaten sanırım bize yetenini zaten biliyoruz. Diğer “saçmalıklara” bakış açınızı geliştirebilir.

Hatta ister misiniz, Darwin Yılı’nda böyle bir yapım televizyonlarda gösterilse? Ne güzel olurdu ama, nerede bu medyada o göt. Yok işte.

IMDB Linki için tıklayın.

Yorum Yazın