Death Note

Ey Anime izlemeyenler! Titreyin ve kendinize gelin, az önce belki de son yılların en iyi yapımlarından birinin sonunu izleme fırsatım oldu, ve içtenlikle söyleyebilirim ki, çok az yapım beni Death Note kadar etkileyebildi. Sadece 37 bölüm (ve 3 film, muhtemelen WB tarafından berbat edilmiş olsalar da. Henüz izlemedim onları) olması sorun değil, Death Note sadece iki bölümde başlayıp, daha ortalarda her şeyin değiştiği, değişime izleyiciyi de katan ve son bölüme kadar sonunu tahmin etmenin mümkün olmadığı türden bir anime.

Bu yazı çok ağır olmayan bazı spoiler bilgiler içerebilir. Uyarmadı demeyin.

Neresinden başlasam bilemiyorum, en iyi konuya bir özet geçeyim: Bir ölüm tanrısı (Shinigami) ölüm tanrıları dünyasından çok sıkılır ve defterini dünyada rastgele bir yere gönderir, defteri bulan Yagami Light, toplumun gittikçe çürümesinden, suçlardan ve adaletsizlikten bezmiş bir lise öğrencisidir. Defteri merak edip dener ve işe yaradığını farkeder, Artık Light, kısa süre içinde Kira olarak tanınacak -ve hatta tapılacak bir katil haline gelmiştir, ve suç işleyen herkesi acımasızca cezalandırmakta, defterin gücünü kullanarak onları öldürmektedir, böylece, bir gün hayalini kurduğu ve kendisi tanrı olacağı yeni bir düzeni kurabilecektir. Ancak, suçluların bir anda rastlantısal bir şekilde ölmeye başlamadığını elbette polis de farkeder, ve bu sıradışı suçluyu yakalamak için sıradışı birinden yardım ister: L. L, polisin asla çözemediği suçları kolayca çözen, kendileri halledemedikleri davaları son çare olarak taşıdıkları efsanevi bir karakterdir, gerçek ismini ve yüzünü kimse bilmez. Kira, peşine düşen bu son derece zeki ve açık görüşlü kişiden kurtulabilmek için onun adını bilmeli ve yüzünü görmelidir. Death Note, uzun bir süre hep bu iki güç arasındaki savaşı, adalet anlayışlarındaki farklılığı ve kolayca kullanılıp atılan insanları işler.

Death Note’u mükemmel yapan şey, sadece farklı hikayesi olamaz. Bence asıl harika yaptıkları olay, karakterlerdeki “gerçeklik” hissiyatı ve zaten ilginç bir hikayenin ele alınış biçimidir. Hikaye boyunca Misa’dan Mello’ya bir çok karakteri tanırız ve tanıdıklarımızın bir çoğu da ölür-bu konuda Kurtlar Vadisi ile yarışır diyebilirim- ve her bir ölenin arkasından hep en az 5 saniyelik bir “daha neler ya..” tepkisi verilir. Daha da güzeli, hikaye boyunca kimin haklı kimin haksız, kimin doğru kimin yanlış olduğu tamamen izleyicinin anlayışına bırakılır. Kira, kendisine göre haklıdır, çünkü Dünya çürümektedir ve büyük bir güce sahip birinin bu konuda hiç bir şey yapmaması düşünülemez. L de haklıdır; çünkü toplumun kaderi, masumluk ve suçluluk bir kişinin anlayışına emanet edilemeyecek kadar değerlidir. Ryuk muhtemelen en haklısıdır, zirâ onun için önemli olan sadece elma yemek ve insanların birbirine düşmesini keyifle seyretmektir. Kira’nın nasıl bir kişilik olduğunu her geçen bölümde görmek ancak ona saygı duymamak imkansız, amacı için herşeyi, herkesi, ona en çok bağlananları ve destek verenleri, yüzünde bir gülümsemeyle silebilen bir karakterdeki adanmışlığa saygı duymamak elde değil.

Anime’nin bittiği şu dakikada bile, bir daha asla sevimli ve saplantılı Misa’yı, kendini düşünen Ryuk’u, Shinigami için bile fazla sevgi dolu olan Rem’i, oğluna olan güvenini bir an bile kaybetmeyen Light’ın babasını, sevgi dolu kardeşini ve daha bir çoklarını bir daha asla göremeyecek olduğumu bilmek, ve buna üzülmek (işin gerçeği, gerçek hayatta gün içinde bir düzine insanla tanışabiliyorum ve herhangi birini bir ömür görmemek hiç de umrumda olmazdı) çok garip.

Animelerle çok alakam olmadığından olabilir, bir çizgifilmin-halen animeye çizgifilm demekten de hoşlanmıyorum, o ayrı- beni doğru ve yanlış üzerine düşündürebileceği ve bir karakterle kendimi bu kadar özdeşleştirebileceğimi (Ryuk. Ancak hikayede çok etkisi olmadığından, Kira da yeterli.) hiç sanmazdım, bundan önceki son izlediğim anime One Piece’di ve başlardaki gazdan sonra, yaklaşık bir 10-20 bölüm içinde son derece sıkıcılaşmıştı. İçinde bu kadar polisiye unsur barındıran bir animeden beklediğiniz, kan gövdeyi götüren aksiyon sahneleri olur muhtemelen, oysa ki 37 bölümde aklıma gelen aksiyon sahnesi sayısı bir elin parmakları etmez, tüm güç savaşı karakterler arasındaki düşünce savaşıdır. Light, L’in kendisinden kuşkulanmasının önüne geçmeye çalışırken (bu konuda epey beceriksiz olması ayrı) , L, Kira’nın kim olduğunu bulmak için sadece çok ufak bir kanıta ihtiyaç duyar ve bunun peşindedir.

Death Note, işte tam bu yüzden, ancak belki daha da fazla şey yüzünden harika, ve işte bu yüzden izlemeli, ona bir şans vermeli, her karakteri ayrı ayrı anlamaya çalışmalısınız. Kira’nın yakalanmaktan kıl payı kurtulduğu anları, poker oyuncularını gıpta ettirecek yeteneklerini hayretle seyretmelisiniz, DN’i mükemmel yapan ayrı ayrı belirtip, çünkü arkaplan müziklerinin harika olması, çünkü Misa’nın tek başına bir sebep olması, çünkü harika karakterleri, çünkü ilginç senaryosu, çünkü gerilimi, çünkü..  gibi bir çok şey değil, bunun oluşturduğu bütünlük hissi. Belki de hikayenin sonundaki toplama amaçlı bir kaç müdahale-ki sinir bozucuydu kabul etmeliyim- ufak bir leke olmuş olabilir bu yapımda, ancak zaten dört dörtlük olsaydı insan yapımı olamazdı. Death Note mükemmel, çünkü bana bu saatte bu yazıyı yazdırdı. Yetmez mi?

İlgilendiyseniz ve izlemek istiyorsanız ben şurada izledim: animefreak.tv adresinde. İngilizce dublajlı veya İngilizce/Türkçe altyazılı seçenekler mevcut, eğer yabancı diliniz varsa lütfen Türkçe altyazı tercih etmeyin, Ingilizce olanı çok daha iyi, yoksa en az bir kaç sahnede önemli detayları kaçıracaksınız demektir, uyarmadı demeyin. Bunun gibi başka harika anime veya film olarak önerileriniz varsa bana da ulaştırın ki ben de onları izleme şansına kavuşabileyim.

Bu yazı çok ağır olmayan bazı spoiler bilgiler içerebilir. Uyarmadı demeyin.

2 yorum yapılmış

  1. *** SPOILER ALERT: İzlemediyseniz okumayın ***

    Ben anime boyunca hep Kira ‘yı desteklediğimden L öldüğünde çok rahatlamıştım aslında. Sonunda Kira’nın kazanmayacağı belliydi zaten, estetik olarak da iyi bağladılar ama ben bu şekilde yenilmesini kabullenemedim diyeyim. Kira’yı kız gibi görünüp erkek gibi konuşan ve kum havuzunda oynaması gerekirken dedektifliğe soyunan 2 çocuğun yakalamasını kabullenemedim daha açıkçası, L yense bu kadar saçma gelmezdi yine.

    Uzatmak istemediler sanırım. Zaten sonlara doğru anime iyice “ben senin atacağın adımdan sonraki adımın sonraki adımının sonrakini hesapladım” yarışına dönüşüyordu, bitmesinin bir sebebi o olabilir. Gerçi keşke L’in yerine, yerini doldurabilecek kalibrede karakterler konsa ve en az bir 10 bölüm bunlara birer kişilik kazandırılsaydı. Bu haliyle 95 dakikalık polisiye film boyunca katil kim diye meraklandırıp, son 5 dakikada dışarıdan konuk oyuncuyla “katil bakkalmış” diye tamamlamaya benziyor çünkü bu.

    *** SPOILER ALERT: İzlemediyseniz okumayın ***

  2. L Ölene kadar gayet iyi gidiyordu fakat sonrası öncesi gibi olmadı.Belki 15 yaşında ki bir çocuğa orada ki rolü oturtamadığımdandı fakat son bölümde o kadar zeki olarak bildiğimiz Light tam bir aptal gibi davrandı,belki senaryoyu kısa tutma gerekçesiyledir.

    En son bölümlerde daha ne olduğunu anlamadan Ligh’ın “ben kazandım” demesi,ondan önce planının hatalı oluşu,izlerken benim anlık olarak aklıma geldiği gibi o Light yerine yargılamaları yapan kişi isimleri sahte deftere de yazabilir ve aynı zamanda kiranında adını yazabilirdi,gerçek sandığı defteri içeri sokmayıp ve hafızası silinebilirdi vs. vs.

    Fakat sonunda Ryuk toparladı biraz konuşmasıyla sanki (: Light’ın Misa ve Takada’yı hatırlaması da güzeldi.

Yorum Yazın