Gururlu Korsan

a-p2p_filesharing_the_pirate_bay_black_background_flags_seeds_wallpaper-42553

The Pirate Bay ‘in bir kez daha saldırıya uğradığı, ve -umut ediyorum ki- kendini tekrar toplayacağı bir başka polis-devlet güç gösterisinin ardından, korsan ve korsanlık hakkında bir kaç kelam etmenin önemine daha fazla inandım, aksi taktirde meydanı “ben orijinal aldım sen de al” ve “Ne yapayım Ferrari ‘me LPG mi taktırayım?” gibi “haklı ve çok anlamlı” önermelere bırakmış olacağız gibi görünüyor.

Öncelikle, bir mini test: korsana karşı mıyız? Eğer korsana tamamen karşıysak, şimdi sıralı olarak şu önermeleri de kabulleniyor olmalıyız, zira pratik sonuçları bunlardır:

  • Sanatın maddiyatla çok alakası vardır. Öyle ki, parası olmayan veyahut bütçesi buna elvermeyenler bir kitaptan keyif almamalı, ücretini ödeyemediği müziği dinlememeli -hatta kulak kapatmalı?-, oyunlar ve çizgi romanlar gibi eğlence ürünlerinden parası olanlar gibi keyif alamamalıdır. Daha da ileri götürürsek, “pis fakirler” ücretini ödeyemediği heykeli görmemeli, bir bilgisayarı BIOS ekranından öteye açamamalıdır.

  • Üretkenlik tamamen maddiyat varsa mümkün olmalıdır. Harika bir grafik tasarım yeteneğiniz varsa bile, Photoshop ‘un lisansını ödeyemiyorsanız MS Paint ‘te -veya PS kadar etkili olmayan alternatiflerde- yetenek heba etmelisiniz. Kendi hayatınızdan, deneyimlerinizden yola çıkarak kafanızda tasarladığınız o harika oyun deneyimini, oyun motorunun lisansını ödeyemiyorsanız hayata geçirmemelisiniz. Özetle, paranız yoksa size girişim şansı yok. Git yerleri sil, yemek taşı, sana verilen monoton görevi yerine getir köle!

  • Parasını ödeyemeyenler sosyalleşmemelidir. Hepimiz Game of Thrones ‘u Netflix ‘den izliyoruz, Titanfall ‘ı ilk çıktığında yüz liraya aldık. Sen alamadığın için izleyemedin/oynayamadın/dinleyemedin veya okuyamadın, dolayısıyla şimdi bizimle bu konularda konuşacak kültürel deneyimin yok, kenara çekil ve “senin gibilerle” (= sınıfınla) beraber tavla eşliğinde ekmeğin kaç lira olduğunu tartış. Kültür senin neyine.

Özetlersek; FikriMülkiyet Cumhuriyeti ‘nde insanlar P2P nedir bilmemekte, torrent kullanmamaktadır, bu ülkenin insanları parası yettiği kadar içeriğe sahip olabilmekte, dolayısıyla üst sınıflar her filme bir yorum, her olaya bir kültürel bakış açısı, her monoton güne bir DVD dolusu eğlence getirebilirken, alt sınır “fakirler” ise buna bütçe ayıramadıklarından sıkıcı günlerde yağmur damlalarını saymakta ve müzik yaratmak için bardaklara “tıp tıp” diye pipet vurmaktadır. Bu ülkede alt sınıfın insan kabul edilmeyeceğini, ve muhtemeldir ki asla üst sınıflarla adil ve eşit bir seviyede varlık gösteremeyeceğini söyleyebiliriz. Zira bu sefer alt sınıfın “yokluğu” sadece arabalar, evler ve korumalar değil, aynı zamanda dünyanın kültürel mirasına sahip bir zihindir, bu distopyada kendisini ileri safhalarda beynine çip takılmış 7/24 çalışan zombi olarak görürsek şaşırmayabiliriz.

KorsanLimanı Cumhuriyeti ‘nde ise insanlar ürettiklerini paylaşmakta, nasıl ürettiklerini birbirlerine açıklamakta (= özgür yazılım?), hatta bazen kar amacı gütmeden beraber üretmekte bir beis görmemektedirler. Bu ülkede insanların evi torrent indirdikleri için basılmaz ve gelir adaletsizliğinin ayyuka çıktığı dönemlerde polis, halkın esas düşmanı olan bu kimseler yerine torrent sitelerinin veri merkezlerini basmaya kalkmaz. Bu ülkede halen minimum seviyede içeriğe ulaşmak için insanın akıllı cihazlara, internete ve bunları nasıl kullanacağı bilgisine ihtiyacı olduğu kesindir, dolayısıyla bilgiden “şimdilik” herkes yararlanamıyor olabilir. Ancak bu sayılanlar, fiyatlandırması 1 ile 1000 lira arasında, nabza göre belirlenen fikri mülkiyetlere göre halen daha alınabilir durumda, ve bilgiye erişim üsttekine oranla son derece yaygındır. Bu ülkede halen alt sınıf insanlar güvensiz ve ucuz arabalarla ölürken, üst sınıflar korumalarıyla tur atmakta ve 1000 yaşına kadar yaşamaya çalışmaktadır, ancak denebilir ki tüm medya çabasına ve devlet propagandasına rağmen bu ülkenin alt sınıfının zihninde bir umut ışığı yakacak olan O film, O şarkı, O kitaba erişim son derece kolay ve sadece “niyet” gerektirecek kadar da ucuzdur. O niyeti yaratmak ise sanırım başka bir yazının konusu olmalı.

Bu noktada herkesin sorduğu şu; ikinci ülkede neden biri fikri bir mülkiyet yaratsın, neden bir yazar kitap yazsın, sonuçta aç kalacaksa? Bu şimdiye kadar korsanlığa karşı yürütülen haçlı seferinin temel önermesi. Ve maalesef çok yanlış. Zira insanlık tarihi boyunca üretilen her fikri mülkiyetin hakkı alınmış, çevresi tellerle örülmüş değildir, buna rağmen üretimin durmadığı da bir gerçek. Dahası, dar gelirli grupları sağmaya çalışmaktansa, geniş gelirli grupların taşın altına el koyması görece daha kolay yapılabilecek bir şey ve eğer “vicdan yapacaksak”, çok daha vicdanlıdır. Tepeden tırnağa adaletsiz bir sistemde, alt sınıfları adalete davet etmek, sömürünün bu kadarına da pes dedirtir. Mesele “X filmin oyuncuları ekmeğini nereden yiyecek” olduğunda aklımıza filmi internetten indirenlerden önce, 1100 odalı saraylarda altın kupalardan ayran içenler, ve fikri mülkiyet hakkında ağlamasını bitirdikten sonra X filmin oyuncularının emeğinden kazandığı parayla mahkeme kapısından Ferrari ‘si ile uzaklaşanlarda aramakta daha çok adalet vardır.

Bir Arabayı Download Etmezdin

Korsana karşı yöneltilen bir alt önerme de “bir arabayı download edemezsin” önermesidir, düz mantıkla bakınca ne kadar doğru, üstüne bir saniye düşününce ne kadar yanlış. Arabalar fiziksel mülkiyetlerdir, fiziksel mülkiyetin meşruluğu, özellikle de üretim araçları konu olunca, tartışmaya çok açık olsa da yazımın konusu bu değil. Öte yandan arabam çalınsa üzülürüm.

Ama: kopyalanırsa üzülmem. Bu teknolojiye sahip herkes benimle haftasonu bir gün buluşup istedikleri kadar kopyasını alabilirler, isterse tüm dünya benimle aynı arabayı kullanabilir, benimkini elimden almayacaksanız sorun değil. Öte yandan bu arabanın üreticisi için bu “biraz” sorun olabilir, zira hepinizde aynı araba olunca kimseye araba satıp kar elde edemeyecek, dahası hepiniz işin piri olduğunuzdan yedek parçadan kazandığı paraya da elveda demiş olacak. Bunun da ötesinde, asıl üzülecek olan, ve üzerseniz sizi ısıran arabanın üreticisi değil, devlettir. Zira devlet, bu durumda kendinize bir araba alırken ona daha iyi bir araba aldığınız acımasız vergi düzenine çomak sokarsanız sizden hoşlanmaz.

Bu tür “korsanlık hırsızlıktır” temalı aptalca önermelerin temelinde çok belirgin bir şeyi unutuyoruz: bu önermeler bir bireyden çalmak ile sistemden çalmak arasındaki çizgiyi bulanıklaştırır, öyle ki, araba download eden kişi araba hırsızı değildir. Teknolojinin ilerlemesiyle, bir gün belki de “araba download ettiğimiz” günler gelirse, ki bu artık her zamankinden çok daha mümkün görünüyor son zamanlarda, bu aptal önermenin pratiğe uygulanışını görüyor olacağız. Aynı şekilde emek hırsızlığı yaptığı iddia edilen korsanların çoğunun bu hırsızlıktan gelirleri bir film veya kitap iken, “hırsız var!” diye çığıranlar genelde içeriği asıl üretenlerden çok daha zengindir.

Korsanı eritmek mümkün müdür?

Sanırım korsana ve korsanlığa olan ters yaklaşımın çok da adil olmadığına dair tezimin ana fikrini almışsınızdır, bu noktada daha fazla ahlaki boyut tartışıp sürreal noktalarda gezinmektense, konuyu pratiğe taşıyalım: peki devlet, ya da ondan aldığı güçle baş kesen emek hırsızı ağ devlerinin korsanı yok etmesi mümkün olabilir mi?

Bunun pratiğini aslında yıllardır görüyoruz. Devletin fikri mülkiyet deli gömleğini üstümüze giydirmeye çalışması da yeni değil. Öte yandan son 10 yılda oyunun kuralları da değişti, artık devletin basabileceği -medya tabiriyle- “suç şebekesi” hedefler ortadan kalktı. Yeni dünyanın insanları, okudukları kitaplarını arkadaşlarına vermeleri gibi -ki bu birazdan değineceğim başka bir konu-, veriyi elden ele ulaştırmanın daha mükemmel yollarına sahipler. P2P ağlar, daha iyi şifrelemeler, hatta belki de tüm ağı bu mantığın üzerine taşımaya başlamak, devletin teknik açıdan oynayabileceği kartları azaltıyor. Tabii bu işin olumlu yönü.

İşin olumsuz yönünde ise, devletin işi zora sürdükçe korsanlığın teknik açıdan da zorlaşması, ki bu da KorsanLimanı cumhuriyetimizin ana kriterlerinden biri olan “sadece niyet”in yetmeyeceği bir noktaya gidilebileceğini gösteriyor, ve sonuç olarak da korsan sayısının azalması, marijinalize olması ve azınlık oldukları anda da dört bir yandan üzerine çullanılıp yok edilmesi için fırsat oluşturuyor. Geçtiğimiz yıllarda bu konuda devletler de kendini çok geliştirdi, korsanlar da. Mesela Popcorn Time, neredeyse bir Netflix kolaylığında, kütüphaneden bir film ve dil seçip, indirmeden akış olarak izleyebilmenize olanak veren bir icat. Diğer yandan Sony ‘nin kendi yeni filmlerinin kopyalandığı torrentleri hatalı veri bombardımanına tutarak savaş ilan etmesi gibi olumsuz örnekler de var.

Diyebiliriz ki, en azından ufukta korsanın ucu bucağı görünmüyor, önümüzdeki dönemlerde güç sahiplerinin bir yandan bilginin ve kültürün özgürce paylaşımıyla, diğer yandan kişisel gizliliğimizle verdiği savaş, insanları daha fazla kriptolamaya, daha fazla alternatif yöntemler hakkında bilgi edinmeye ve hem teknik hem de ideolojik bilinçliliğe itebilir. En azından, ben iteceğini umut ediyorum.

Korsana karşı olan firmaların ortak ahlaki kriterleri

Üstte attığım başlığa bir de cevap yazayım: yoktur. Ekstrem PR girişimleri ve bazı küçük çaplı firmalar bir yana, içerik üreticilerinin geneli korsana karşıdır. Korsana karşı olmaları etik bir noktayı köken almadığından, ve sadece gelir maksimizasyonu ile alakalı olduğundan, kendilerinden ahlaki ve adil bir noktayı bulmalarını zaten bekleyemeyiz. “Korsan hırsızlıktır” gibi evrensel temalı sloganlar yaratıp altını doldurmaya çalışırlarken, kendi aralarında ahlaki bir tutarlılık olmaması bu sebeple şaşırtıcı değil, çünkü sorun burada “ahlaki” değil, ekonomik bir sorun.

Mesela X oyunu aldınız. X oyunun korsana karşı ne seviyede korumalı olacağı, firmadan firmaya değişir. Kimisi kale gibi savunmaya çalışırken, para vererek orijinal alan kullanıcılarının hakkını dahi gasp eder ki herhalde video oyunları tarihi bu firmalarla doludur, bir kısmı ise nasılsa işe yaramayacak koruma sistemlerine yatırım yapıp yapmamakta kararsız kalır, ciddi önlemler almazlar. Bu X oyunu gidip kutulu alırsanız ve DRM koruması yoksa evdeki 5 bilgisayarınıza kurup 5 arkadaşınızla oynayabilirsiniz. Ama Steam üzerinden alırsanız X oyun bu sefer aynı anda yalnızca bir bilgisayarda çalışır, siz beş bilgisayara yüklemiş olsanız bile. Bu sefer 5 arkadaşla oynamak için 5 kez satın almanız gerekecektir. Önceki nesil konsollar oyun kiralamaya soğuk bakarken, sonraki nesil konsollar, piyasa koşullarının sıkıştırmasıyla buna imkan tanımaya başladılar. Ahmet X oyunu Mehmet ‘le beraber alıp iki kişi oynayabilir, ancak üçüncü kişi gelemez. Başka bir sistemde ise 10 kişi bir oyunu alıp hepsi yalnızca farklı zamanlarda oynayabilirler. Bir filmi orijinal olarak edindiniz, film diski sizin mülkünüzdür, ancak fikri mülkünüz sayılmaz yasalara göre. Filmi kendiniz izleyebilirsiniz. Filmi sevgilinizle izlemeniz yasal olarak aslında bir gri noktadır, zira filmi beş kişi izlemenizle beş yüz kişi izlemeniz arasındaki fark nedir, özellikle de kapıda bilet kesmiyor ve işi ticarete dökmüyorsanız?

Maalesef bunlara verilecek net bir cevap yok, çünkü günümüzde firmaların amacı korsana karşı kendi alternatiflerini oluşturmak değil, korsanı kas gücüyle dövmek, boğmaya çalışmak. Bu sebeple de “neyin ne kadarı” konusuna girmek “büyüklerin” ilgisini çekmiyor, sonuçta piyasa bu alternatifi yok etmeyi başarırsa siz zaten onlar ne derse onu yapmak zorundasınız. Kökten çözüm.

Korsana karşı ticari girişimlerle rekabet yaratmak

Peki dev firmaları geçtik, küçük çaplı/bağımsız girişimler ne olacak? Korsan konusunda en çok sesi çıkanların devler olması, en çok nefese sahip olanlar onlar olduğu için sürpriz değil, ancak bağımsızların sesinin bu kadar cılız olmasının başka nedenleri de var: Minecraft ‘ı ele alalım. Minecraft, tamamen ticari bir gözle bakarsak müthiş bir başarı, birkaç kişinin emek ve aklıyla başlayıp, topladığı destekle büyüyen, yapımcılarına milyonlarca dolar gelirle geri dönüp, sonunda hakları Microsoft ‘a $2.5 milyar dolara satılan bir başarı hikayesi. Minecraft ‘ın başarısı korsana engel olması, korsan oynanmaması değil, aksine Minecraft ‘ın korsan koruması cılızın da ötesinde. Korsan bir sunucu kurup 100 kişi birlikte oynamanıza engel yok, içerik olarak orijinal ile bir farkı da yok. Peki Minecraft neden başarılı? Öncelikle şunu bilmek gerek, AAA tabir edilen “blockbuster” yapımlar, korsan konusundaki ağlamaları bir yana, girişim olarak başarısız falan değiller. Neredeyse birbirinin aynısı olan ve “lowest common denominator” dediğimiz, toplumdaki en küçük ortak bölene (= en boş insana?) göre yapılan Call of Duty serisi, son oyunu Advanced Warfare ile $10 milyar doların üstünde satışa ulaşmış bir yapım, özellikle de serinin çoğu oyunundaki özensizliğe, buna karşılık reklam bütçesiyle ulaşılabilen bu rakamlara bakılırsa, verdikleri az emeğin karşılığını bol aldıklarını söyleyebiliriz, bu gelirin ne kadarı gerçekten emek verenlere, ne kadarı ise Activision ‘un tepesindeki para babalarına gidecek, o ayrı bir konu.

Minecraft ‘ın düşük bütçesi ve arkasında Activision gibi bir güç olmadan ulaştığı bu başarının ise, bana göre sırrı ortada: Minecraft orijinal bir yapım. Belki de yeni gelen neslin Super Mario ‘su, Minecraft. Herhangi bir X savaş oyunun onuncu tekrara düşen yapımı değil. Aynı artık baygınlık veren Transformers filmlerinin, bağımsız stüdyoların ortaya koyduklarına göre son derece bayat ve uyduruk gelmesi gibi. Transformers, ve Call of Duty, birer çerez. Minecraft ise insanlarda cüzdandan da önce, bağımsız bir yapımcıdan gelmesi ve “buna değer” dedirtmesi -ki benim için kriter budur- ile kazanıyor, bu durumda Call of Duty ‘i ayakta tutacak olan şey DRM (= dijital korumalar) ve avukatlarıyken, Minecraft ‘ı ayakta tutacak şey ürünün kendisidir.

Eğer ürününüz orijinalse, mantıklı fiyatlandırılmışsa, veya fiyatlandırmaya göre akla mantığa yatkın bir katma değer sunuyorsa, insanlar alternatif yönlere kaçmadan, hakkınızı ödemeye gönüllü olacaklardır. Minecraft orijinal olmanın bir örneğiyken, Spotify ise mantıklı fiyatlandırma ve katma değerin bir örneği. Terabyte ‘larca müziği bedava indirebilecekken, şarkı başına $1.99 ödeyecek insan, muhtemelen para üzerine çok düşünmek zorunda kalmayacağı bir gelire sahiptir, geri kalan herkes içinse The Pirate Bay mantığın sesi olacak. Tabii arada grinin çok fazla tonu da var; mesela dün YouTube ‘da bedava müzik dinlemek, bu işten servet kazanan firmalar için imkansızın ötesinde bir distopya iken, bugün 5 – 10 saniyelik reklamlara karşılık size ücretsiz sunulan bir hizmet, bu da iki şeyi göstermiyor mu? a) demek ki olabiliyor/yapılabiliyor. b) matbaa çoktan gelmişken katip mesleğinizde ısrarın lüzumu yok. Insanlara kabul edilebilir, adil hissettirecek şeylerle gelin ki, kabul etsinler. Spotify örneğiyle gidersek, Spotify YouTube ‘dan daha kullanıcı dostu, mobil kullanımı daha kolay, arşivi oldukça geniş ve yüksek kaliteli parçalardan oluşuyor. Bu bir katma değer. Daha önemlisi, fiyat 10 lira, bu da çoğumuzun dünyanın bütün müziğine karşılık ödemekten imtina etmeyeceği bir meblağ, bu da mantıklı fiyatlandırma. Tabii ki herkes 10 lirayı veremeyebilir, ve müzik dinlemek de hakkıdır, işte The Pirate Bay de burada, toplumun “sigortası” olarak bu sebeple orada duruyor. Ücretsiz “alternatifler” ve paylaşımı öldürmeye çalışmak ne adil, ne de etik, matbaayla savaşmak yerine, ondan bir adım önde olup, bu fark için ücret talep edebilirsiniz. Ne zaman bu fark kapanırsa, mantıklı olan sizin de artık bunun için fiyat talep etmemenizdir, abilerinizi çağırıp yağma ve talana başlamanız değil.

Sonuç

Bu yazıyı sonuna kadar okumamış olabilirsiniz, bu günlerde Internet ‘te bu kadar uzun yazıları çok az kişi okuyabilir gerçekten. Sizin için özet, okuyanlar için de konuyu toplamak açısından;

  • Korsan kötü değildir. Korsanın adının “korsan” olması bile algı yönetimiyle ilgilidir, “paylaşım” derseniz sıcak bir şeye dönüşür. İnsanlığın ortak ürünlerini, bilgiyi ve kültürünü parayla, üstelik de toplumda herkesin ödeyemeyeceği paralara satmak, adil falan değildir.

  • Fikri mülkiyetle fiziki mülkiyeti birbirine karıştırmayınız. Yine fiziki mülkiyet ve hırsızlığın üzerine ahkam kesmeden önce konuyu bildiğinize, materyali okuduğunuza emin olunuz.

  • Fiziksel olmayan üretim araçları da, nihayetinde üretim araçlarıdır. Umutla bakabileceğiniz bir gelecek istiyorsanız, özgürleştirilmeleri gerekir. Bir sonraki “amcaoğlunu işe alıp sizi almayan patrona” küfür ederken bunu hatırlayınız. Yine bir mağazada 12 saat tezgahtar olup, 3 kuruşa ömür tüketmek yerine karşıya neden mağaza açamayayım derseniz, aklınıza bu madde gelmelidir. Üretim araçları özgür değildir, herkes üretim yapamaz.

  • Bilgi özgürce dağıtılıyor, ama sistem hala aynı sistem, benim girişimim nasıl ekmek yiyecek diyorsanız, üç noktada başarılıysanız, girişiminiz muhtemelen ekmek yiyecek, ya da en azından korsan kullanıma kurban gitmeyecektir (bu elbette korsan kullanılmayacak ve siz bu sebeple geliriniz maksimize olmayacak demek değil. Bunlar olacak, iyi ki de olacak ve siz maksimum gelir sağamayacaksınız): ürününüz orijinalse, zaten var olan, bedavaya alınabilecek bir şeyi parayla satmak için avukat ordusu toplamıyorsanız. Mantıklı fiyatlarınız varsa, insanlar aldıklarına karşılık ödeyebilecekleri meblağlarla karşılaşacaklarsa, ve tabii ki, ortaya bir katma değer koyduysanız. Yoksa bokun üstüne tüy dikerek yeni ürün diye satacaksanız, korsan sizin düşmanınızdır.

Bilgi notu: Bu yazıda Ferrari ‘ye bir garez yoktur. Sınıf sembolü olması açısından birden çok yerde örneklenmiş oldu, bunu kendi statü sembollerinizle değiştirebilirsiniz. Uzun zamandır bu uzunlukta bir yazı yazmadığımdan paslanmış olabilirim, kelime tekrarları, imla hataları olabilir, mazur görünüz.

2 yorum yapılmış

  1. Doğru söze ne denir?

  2. Çok iyi bir yazı olmuş. Tebrik ederim.

Yorum Yazın