Moonlight ile PC Oyunlarını iOS ‘da Uzaktan Oynamak

Borderlands Moonlight

iOS8 üzerinde Borderlands 2

Reddit ‘te bir kullanıcı, açık kaynak bir NVidia GameStream istemcisi olan Moonlight ‘ı derleyip kendi Cydia deposunda paket olarak yayınladı. Sistem bu yakınlarda adını sık duyduğumuz streaming uygulamalarıyla mantık olarak aynı; oyun bilgisayarda çalışıyor, görüntü ve ses -muhtemelen sıkıştırılmış olarak- istemciye (bu durumda iPhone), istemciden alınan girdi de bilgisayara aktarılıyor ve oyunu oynuyorsunuz. Moonlight ‘ın Raspberry Pi sürümü de mevcut.

Moonlight’ı kendim 4 farklı oyun ile denedim, sonuçlar beklentimin çok üzerinde. Grafikler ve görüntü haliyle, gücünü PC’den aldığından iPhone 5 ekranında gördüğüm en iyi görüntü, son derece keskin ve net, Bir masaüstü GPU zaten el kadar çözünürlükte hiç zorlanmıyor bile. Seste nadiren bir kaç ufak atlama olduysa da oynanabilirliği hiç etkilemedi, kısaca işin performans kısmı “olmuş”, kullanım kolay, oyunların bir listesi, kapak fotoğraflarına kadar hazır olarak sunuluyor seçmeniz için. GameStream zaten PC ‘de gayet başarılı ve stabil, oyunu telefondan seçtiğiniz anda uygun çözünürlükte oyun başlatılıyor ve PC ‘de ses kapatılıyor, görüntü aktarımı başlıyor. Oyundan çıktığınızda orijinal çözünürlüğünüze geçiriliyorsunuz.

Tek sıkıntı, tabii ki el kadar ekrana (bu belki büyük ekranlı iPhone ‘larda daha az sorun olacak, henüz denemedim) tam boy bir oyun kontrolcüsü eklenince hem kontroller kötü, hem de görüş alanınız etkileniyor. Bunu aşmak ve gerçekten oyundan keyif almak için iPhone ile uyumlu bir kontrolcü almak gerek, henüz piyasası tam oluşmadıysa da bazı çözümler var. Bunun dışında henüz deneysel kaldığı için arada bir kopmalar, sıkıntılar olabiliyor, proje ilerledikçe bunlar ortadan kalkacaktır tahminimce.

DiRT III

Benim denediğim oyunların hepsi Steam ‘deki oyunlarımdı, Steam ‘de olmayan oyunlarınızı da listeye ayrıca ekleyebiliyorsunuz ancak ben denemedim, listede hali hazırda bazı Origin ve Steam oyunlarım -muhtemelen GameStream ‘e resmi desteği olanlar- vardı. BF4, Titanfall gibi ağır toplar dahil. Kendim DiRT III, Borderlands 2, Monaco ve Steamworld Dig ile denedim.  Monaco ve Steamworld Dig oynanabilir oyunlardı, Dirt III ‘de en son AI bana tur bindiriyordu, Borderlands II ise klavye/mouse ikilisinden sonra çekilecek şey değildi açıkçası, bunda FPS oyunlarını kontrolcülerle oynamayı reddediyor olmamın etkisi de vardır. Tabii bununla ne RPG ‘ler oynanır, orası ayrı, hem de düzgün de bir kontrolcü alınırsa.

Teoride oyunlarınızı illa LAN ‘da değil, Internet üzerinde de oynayabiliyorsunuz, evdeki makineye bağlanıp da oynayayım diyebilmeniz mümkün. Pratikte ülkemizdeki olağanüstü upload hızları ve ping ile bu işe kalkışacaksanız Pong ‘dan ileriye zor gidilir gibi, onun stresini yaşamak istemedim ancak denerseniz mutlaka bana da anlatın.

Özetle, Moonlight şimdiden gayet başarılı ve etkileyici, ve tabii App Store ‘da  henüz yok. İlginizi çektiyse, Moonlight ile PC oyunlarınızı iPhone ‘da oynayabilmeniz için ihtiyacınız olanlar şunlar:

Devamını oku…

Oyuncu Fareleri: Logitech G9 ‘dan Logitech G500S ‘e

Emektar G9 ‘umun kablosunun arada bir temassızlık etmeye başlaması, yeni bir masaüstü sistem kurmaya karar vermemle aynı zamana denk gelince, Logitech G500S ‘e geçmiş bulundum. Gxxx serileri, Logitech ‘in önceki Gx serilerinin devamı aslında, bu sebeple ikisi arasında hem pek çok benzerlik, hem de bazı farklılıklar arasında bağlantı kurmak mümkün. Öncelikle G500S neler yapabiliyor, biraz bahsetmek gerekirse:

Fare, maksimum 8200 DPI ‘a kadar çıkabiliyor, saniyede 1000 raporlama yapabiliyor, üzerinde mavi LED ‘leri, geniş bir kasası, 27gram ‘a kadar çıkabilen ekstra ağırlık yuvası, 10 düğmesi ( 7 ‘si ekstra: 3 düğme yanda, 2si sol tuşun üzerinde, 2’si tekerleği sağa sola kaydırarak), 1 scroll geçiş butonu mevcut, ayarları ise Logitech ‘in son derece başarılı Logitech Gaming Software yazılımıyla yapılabiliyor.

Özellikler konusunda biraz konuşursam;

  • 8200 DPI tabii ki işin abartısı. Çok sayıda 4K ekranda oynamıyorsanız asla bu değerde kullanmayacaksınız. 2x 23″ FHD ekranda asla G9 ‘un sunduğu 3200 ‘ü bile tamamen kullanmadım.
  • Saniyede 1000 raporlama özelliği hoş, ancak zaten tüm oyuncu farelerinde mevcut olduğu için G500S ‘in ekstrası değil.
  • 27g ‘a kadar çıkabilen ekstra ağırlıklar hoş, fareyi ilk elime aldığımda hissettiğim hafifliği hemen çözebildim. G9 ‘da var olan bir özellikti, burada geliştirilmiş.
  • G serilerine aşina olanlar fare tekerleğinin 2 modunun olduğunu biliyor olmalılar. Bunlardan biri tek tek geçmeye olanak sağlayan “tırtıklı” mod, diğeri ise sonsuz kaydırabildiğimiz mod. Her ikisi de kullanım alanına göre son derece faydalı, zira bir oyunda tek tek geçiş önemli iken, onlarca sayfalık bir dökümanı sonsuz kaydırmada kaydırabilmek harika.

Farenin estetiği gerçekten hoş, açıkçası G9 ‘un estetiğine dair yapılan eleştirilere de hiç hak vermediğimden, bu konuda doğru kişi olmayabilirim ancak, bence bu fare kaliteli görünüyor. Ele çok iyi oturup, yorulmadan keyifle kullanabiliyorsunuz. Lazeri başarılı, ancak bu noktada nokta vuruşu yorumlar yapmak için insanın piyasadaki 100 farklı fareyi kıyaslaması lazım tabii ki, ancak diyebilirim ki, yanlış giden bir şey hissetmiyorsunuz.

G500S ile ilgili dikkat  edilmesi çok önemli üç husus var, bunların üçü de ayrı ayrı, aşil topuğu olabilecek noktalar:

Devamını oku…

Indie Game: The Movie

indiegamethemovie_filmstill6_titlescreen_byindiegamethemovie

Indie Game: The Movie, Kickstarter’da topladığı $100,000 sayesinde hayata geçmiş bir belgesel, Indie oyunları, ve yapımcılarını 3 farklı oyun ve hikaye üzerinden anlatıyor. Super Meat BoyFEZ ve Braid üzerinden ilerliyor ve bağımsız oyunlara uzaksanız konsepti kavramanıza, dahası yapımcılığına ilginiz varsa da birkaç tüyoya sahip. Benim en çok sevindiğim kısmıysa beni FEZ ‘le tanıştırmış olması. Bağımsız oyunlar, sadece birkaç kişiden oluşan küçük ekipleriyle, tam bir türe, sınıfa sığdıramadığınız, ancak gerçekten etkileyici yapımlar, birçoğunun belli bir amacı bile yok, veya alıştığınız bir türe bile oturtamıyorsunuz, bu da onları, milyon dolar bütçeli diğerlerinden ayıran en önemli şeylerden biri. Ortada bir dağıtıcı, sabit bir kâr beklentisi olmayınca, ne yapılabileceğinin sınırları oldukça belirsizleşiyor.

Indie Game, belki oyun yapımcılığının teknikleri üzerine yeterli bir yapım olmayabilir; izleyiciye oyunun tasarımı, yapımı, pazarlanması adına bir hikaye anlatmıyor çünkü, bu açıdan beklentileriniz varsa -ki benim biraz da olsa vardı- bu açıdan yetersiz kalabilir. Diğer yandan, bağımsız oyunların genel hikayesini, bu insanların iç dünyasını, bildiğimiz ve sevdiğimiz (hatta daha iyisi, belki de bilmediğimiz!) oyunların yapımcılarını bizimle tanıştırmak açısından da harika bir şekilde görevini yerine getiriyor diyebilirim. Filmin asıl amacı da sanırım bu, bu ilginç yapımların yapımcılarıyla, bir saatlik yemeğe çıkmışsınız, onlar da size anlattıkça anlatıyormuş gibi. Keyifle izleyeceğinizi umuyorum.

Filmin Türkçe altyazısı yok. Ancak merak etmeyin, ben sizin için, (aslında kız arkadaşım için, eheh), Türkçe altyazısını da hazırladım. Altyazıda akşam izleyelim derken aceleyle ufak hatalar olabilir, ancak sizin -ve kız arkadaşlarınızın- işine yarayacağına eminim :)

Altyazıyı indirmek için: tıklayın. (Sağ tık + Farklı kaydet)

Valve'den STS paketim geldi :)


Valve, Steam Translation Server ‘da Dota II çevirilerine yardımcı olan gönüllülere hediyeler gönderiyor. Mart ayında Secret Shop üzerinden her bir kullanıcıya verilen envanter üzerinden istediklerimi seçtim, ve dün Valve’den hediyelerime kavuştum. Evet herkesin envanteri de farklı, yani size rastgele seçilmiş hediyeler değil ne isterseniz onu gönderiyorlar, üstelik -özellikle de Valve oyunlarına aşinaysanız- bu hediyelerin her biri ayrı güzel, ayrı anlamlı, enfes! DHL üzerinden kargoya verip, 3 gün içinde gümrüksüz, sorunsuz kapınıza kadar göndermeleri de ayrı güzellik. İnsan Valve sempatizanı olmasın da ne yapsın şimdi?

İşte bana gelen paketin içeriği:

  • Steelseries Qck! Dota II Limited Edition mousepad
  • Half Life 2 The Dog mousepad
  • 5 adet T-Shirt: Mann Co, TF2 Sandvich, Portal Turret’ları, Spaaace!,Dota II Championships
  • “The Sacrifice and Other Steam-powered Stories” çizgi romanı
  • Portal II Aperture Science kahve bardağı
  • Steam Translator şapkası
  • Portal II uyarı stickerları
  • 2 adet Portal II Weighted Companion Cube anahtarlığı
  • Dota II karakter kara kalem çizimi

Devamını oku…

don't take it personally, babe, it just ain't your story

 

Daha önce yine bir Christine Love oyunu olan Digital: A Love Story ‘den bahsetmiştim blogumda, onu oynamadıysanız neler kaçırdığınızı anlatmaya kelimeler yetmez. Christine Love kimdir, nasıl oyunlar yapar ondan bahsedeyim. Bu tarz oyunların adı Visual Novel (Görsel Roman), yani spesifik bir olay akışı, bir mesaj ve verilmek istenen bütün bir efekt var, amacınız en yüksek skoru yapmak gibi birşey değil, hatta bu oyunların kontrolü çoğunlukla sizde bile değil.

Don’t take it personally babe (kısaltarak yazacağım), 2027’de yeni atanmış, pek de başarılı bir hayatı olmayan, orta yaş krizi etkisinde kariyer değişikliği ve başarısız 2 evliliğin sonucu bir öğretmensiniz, 2027’nin gençleri de, okul mantığı da biraz daha farklı tabii. Öğrencilerin size karşı ve birbirlerine karşı tavrı çok daha, nasıl desem, serbest. Sosyal medya ve mimlerle yaşıyorlar, referanslar ve kısaltmalarla konuşmayı seviyorlar, çok da anlamayacağınız, biraz yabancı hissettirecek bir toplumdasınız, yeni kafalar ve yeni tipler var. Lezbiyen ve gay ilişkilerini rahatlıkla sürdüren öğrencileriniz (Love’un kendisi de lezbiyen ya da bu konularda “rahat” bir insandı yanılmıyorsam) var mesela, herşey bugünü andırıyor ama tam olarak oraya oturmadığınızı, karşınızdaki sınıfın sizinle aynı çağda yaşamadığını da hissediyorsunuz. Peki oyunda bir karakterseniz, karakterlerin birbirleriyle ilişkisini ve bu yeni doğan toplumu nasıl anlayacaksınız? İşte burada devreye, hikayeye  tamamen yeni bir boyut kazandıran bir kavram giriyor: sosyal medya.

Tüm öğrencileriniz AmieConnect adında Facebook türevi bir ağda takılıyorlar, bu ağ sadece okul öğrencileri için ve onlar kullanıyor, hem de sürekli. Günümüzün elinden iPhone’u düşmeyen gençleri, burada artık sınıflarda bile sürekli iş başındalar. Bilmedikleri şeyse, sizin onların durum mesajlarını, profillerini ve özel mesajlaşmalarını okuyor olduğunuz. Sınıfa ilk girdiğinizde “Yeni gelen hoca taş gibi!” minvalinde bir durum mesajını gördüğünüzde şaşırmayın diye söylüyorum, hikayenin her anında öğrencilerinizin AmieConnect’lerini izleyebiliyorsunuz, birbirleriyle olan dramalarını, aşklarını, kavgalarını görüyorsunuz, bir yandan da hikaye devam ediyor ve bunların hikayedeki size yansımasını görüyorsunuz. Çok orijinal bir hikaye anlatımı değil mi? Aynı zamanda orijinal bir “sapık” oluyorsunuz bu hikayede. Dahası, hikayenin belli yerlerinde karar vermeniz gereken dönemeçlere geliyorsunuz, bunlar hakkında konuşarak hikayeyi batırmak istemiyorum ama büyük kararlar vereceğinizi ve bazı karşılıklar alacağınızı bilmelisiniz, hikaye de sizin bu kararlarınıza göre şekilleniyor. Her bir karakterin kendine göre bir tarzı, tercihleri ve hikayesi var, Kendall gerçek bir baş belası/serseriyken, Taylor kaybettiği erkek arkadaşını yeniden kazanmak için her yolu denemeye hazır. Don’t take it personally babe ‘de merkezi bir ahlak kriteri, “doğru yol”  bulamayabilirsiniz, belki de hikaye, paralel bir evrende “almak istediğiniz ama alamadığınız kararları” aldırmak istiyordur, kim bilir?

Aynı Digital’de yaptığım gibi, çok anlatarak hikayeyi mahvetmek istemediğim için kısa kesiyorum yine. Don’t take it personally babe, bir Digital değil, ne format ne hissiyat olarak. Çok daha farklı bir dünyayı, olasılığı yaşıyor, o dünyada bir karakter olarak aldığınız kararların sonuçlarını yaşıyor ve her karakterin hayatını resmen röntgenliyorsunuz.  Her anlamda orijinal, farklı ve yaratıcı bir deneyim bu, günümüz kriterleriyle biraz da “hastalıklı” belki de, ancak kesinlikle farklı. Hikayenin size pek çok konuda pek çok mesaj vermeye çalıştığını, gizliliği, geleceği, resmiyeti, arzuları, iyi ya da kötü olacağı belli belirsiz bir toplum modelini anlatıyor size. Oynarken unutmayın, bu sizin hikayeniz değil.

Oyun, Windows, MacOSX ve GNU/Linux platformları için ücretsiz dağıtılıyor.

Digital: A Love Story

Digital: A Love Story
“*** DIGITAL: A LOVE STORY*** Powered by Amie Workbench, (C) 1988 READY.”

Alttaki çubuk hala yanıp sönüyor ve ben ekrana bakakalmış durumdayım. Nasıl oldu, ne oldu bilmiyorum ama bu bağımsız (ve ücretsiz) oyun, sanırım az önce kafamı allak bullak etti. Digital, Amiga Workbench benzeri işletim sistemlerinin kullanıldığı, ARPANET’lerin, BBSlerin, ücretli hatların ve korsanların olduğu.. aslında hayır, bundan çok daha fazlasının olduğu zamanlarda geçiyor. O dönemi yaşamadıysanız bile, hatta “ADSL çocuğu” tabir edilebilecek yaş kitlesine bile mensupsanız, bu oyun size bir şeyler kazandıracak. Belki hissettirmek istediği nostaljiyi değil ama, nereden nereye geldiğinizi. Bu söylediklerim sizi yanıltmasın, Digital’in amacı nostalji yaptırmak değil, ya da bir tür 1988 dönemi simulatörü değil, hatta %100 gerçeklere dayalı bile değil. Sadece.. oynamanız lazım. Hakkında söylenebilecek her kelime, bu hikayeden alacağınız zevki baltalıyor aslında.
Devamını oku…

Second Life: Para Kazanmak

Second Life, çok özetle, hayatın sanal ve çok kullanıcılı bir simulasyonudur. Burada içerik kullanıcılar tarafından üretilir ve bu sebeple sınırsız eşya,script,kıyafet,mekan görme şansınız vardır, Second Lifeda üniversite de vardır, futbol sahası da, camii de-evet o da-. Daha fazla bilgiyi Internet’te hemen her yerde bulabileceğinizden açıklamayı bir kenara bırakıyorum. İlk hesabınızı açtığınızda farkedeceğiniz şey, karakterinizin hiç bir şeye benzemediği, etraftaki herkesin son derece karizmatik göründüğü ve sizin cebinizde 0 L$ (Linden doları, para birimi.) olduğu olacak. Bunu değiştirmek elbette mümkün.

Devamını oku…

Symbian Oyunlarım

Nokia N96 kullanmaya başladığımı ve telefon-ve Symbian- hakkında baya detaylı bir yazıyı daha önceleri blogumda yazmıştım. Bir smartphone alıyorsam tüm ihtiyaçlarımı ve elbette eğlence ihtiyacımı karşılamasını beklerim. Beni tanıyanlar zaten oyunları ne kadar çok sevdiğimi de biliyorlardır. Evet, bir GNU/Linux kullanıcısı ve yazılımla ilgilenen biri için oyun oynamak komik gelebilir ama, ben oyunları seviyorum ve sıkı bir oyuncuyum da. Zaman kısıtlamam yüzünden oyunları sonuna kadar kurcalamayasam da her çıkan oyunun tadına bakmaya çalışıyorum. Eh, trafikte sıkışınca, uzun bir yolculukta, metroda, beklerken, dinlenirken yapacak bir şeyler lazım, mobil oyunlar tam bu zaman aralıklarını doldurmak için yaratılmış gibiler. MSN’de Oğuzhan ile konuşurken bana oyunlar hakkında yazmamı önerdi ben de farkettim ki gerçekten telefonumda epey oyun oynuyormuşum. Gerçi şimdi oynadıklarım ilk aldığımda yüklediklerim kadar çok değil ama, yine de idare edecektir:

Devamını oku…

N-Gage Almanya Reklamı

N-Gage için Almanya reklam filmi. Oyunların çok azı tanıtılmış, yeterince “gaz” yok ama yine de bir bakılası. N-Gage derken, telefon olan değil, N-Gage v2 olarak N Serisinde bulunanı.

Video YouTUBE’dan, zottirik sansür uygulamaları izletmeyebilir, siz işinizi bilirsiniz :)