DNS ve VPN: Twitter Mwitter ‘a Nasıl Girmeliyiz?

Twitter’ın Mwitter ‘ın kökünü kazımaya karar veren bir sonraki üçüncü dünya ülkesi kökenli lider, bahtsızlığımıza yanalım, bizimki oldu. Kimimiz zaten gerekli teknik bilgiyle çoktan beridir kendini Türk internetinden soyutlamıştır, ancak daha büyük bir çoğunluk ise özgürlüğüne inen her bir darbeyle DNS nedir, VPN ne yapar, bunları öğreniyor. Bu hızda ilerlersek, önümüzdeki 20 senede ucuz yazılımcı iş gücü olarak Hindistan ‘a alternatif oluşturabiliriz.

Kaçıranlar ve tekrar izlemek isteyenler için; basitçe ve bol bol klişe anolojiyle;

DNS Nedir?

DNS, ya da Domain Name Server, modern telefon rehberidir. Mehmet ‘i arayacaksak, ve telefonunu bilmiyorsak DNS ‘e (rehbere) başvururuz, sonra da numarayı girer, Mehmet ‘le konuşabiliriz. Internet ‘de bu sistem benzerdir, bağlanılacak her sunucunun bir IP adresi (telefon numarası gibi) ve bir de alan adı (Mehmet!) bulunur, kimin adı kimin numarasına düşüyor, bunu da bize DNS söyler. Buradaki birkaç sıkıntıdan biri şu; DNS ‘ler genellikle merkezi sunuculardır, bilgisayarınızın varsayılan olarak servis sağlayıcınıza güvenip (Burada Türk Telekom oluyor.) onun rehberini kullanır. Sonra kötü adamlar gelir, rehberden Mehmet ‘i silerler, ya da 155 ‘e falan yönlendirirler. Sonuç: artık Mehmet ‘i arayamıyoruz.

Ancak bu durumda Mehmet ‘in telefon numarasını bir kenara yazmamış olsak bile, gidip başka bir firmanın rehberinden numarasını alabiliriz. Bu nedenle de DNS ile siteleri engellemek, tel maşa bir yöntemdir, elde patlar.

Örneğin; bilgisayarımızın / cep telefonumuzun / akıllı buzdolabımızın vs. Ayarlar ekranına girip, DNS sekmesindeki sayıları 8.8.4.4 olarak değiştirirsek Google DNS ‘e geçmiş oluruz. O da bizi Mehmet ‘e de ulaştırır, Twitter ‘ a da girer. Beğenmezsek başka bir çok alternatif DNS çözümü vardır, bir kez yapılınca pek bakım gerektirmez, basit bir yöntemdir.

Bu güne kadar sansürü aşmak için kullanılan yöntem buydu. Ancak ağır anlayan kafalar bile bir süre sonra DNS yasaklamanın iş olmadığını çözüyor. Yazımı yazdığım bugün itibariyle Twitter ‘a bu şekilde girmek mümkün değil. Yine aynı telefon hattı anolojisiyle gidersek; operatör artık Mehmet ‘in numarasını aramak istediğimizde bizi bağlamıyor. Bu durumda, DNS artık makul bir çözüm olmaktan da çıkıyor.

Devamını oku…

Raspbmc ile Raspberry Pi ile Medya Oynatıcı Deneyimi

Raspberry Pi ve neler yapabileceğinizle ilgili bir yazı yazmıştım zamanında, o yazının ana teması gidip hemen bir Raspberry almanızın şart olduğuydu, bu yazımda önceki anlattıklarıma ek olarak kendi Medya Oynatıcı deneyimimi anlatacağım. Önceden bu iş için pek de kaliteli diyemeyeceğim Ezcool ‘un bir oynatıcısını kullanıyordum, Samba ile Raspberry sunucumdaki 2 Terabyte ‘lık harici diskten görüntü alıyordu. Marka ve ürün çok güven vermese de genel olarak iş görüyordu. Ta ki, nedenini anlamadığım şekilde donmalar başlayana dek.

Bunun üzerine kendim bir şeyler yapabilecek miyim, ona bakayım dedim. Ortaya Ezcool ‘unkinden her anlamda daha başarılı bir sonuç çıktı, üstelik kendi Raspberry sunucumun üzerinde, dolayısıyla SMB ve dertleriyle -Linux’ta mı böyle, genel huyu mudur bilemem, “stabil olmayan” ın sözlük karşılığı Samba- uğraşmaktan kurtulmuş da oldum.

Bunun için kullanacağımız dağıtımın adı Raspbmc. Daha önce Raspberry Pi ‘den bahsettiğim için, kurulumunu burada tekrar anlatmıyorum. Henüz bir Raspberry edinmediyseniz, ilk paragrafta eklediğim yazıyı önce okuyup, sonra bunu okumanızda fayda var.

Raspbmc ‘nin avantajı, Raspberry ‘nize uyumlu bir Xbmc sürümüyle hazır olarak geliyor olması, böylece siz sistemi kendiniz dekore etmek zorunda kalmıyorsunuz. Tabii isterseniz zor yolu seçip, Raspbian ‘ınıza Xbmc kurmanız mümkün. Xbmc ‘sini saymazsanız, Raspbmc ile Raspbian arasında pek bir fark yok, zaten ortak depo kullanıyorlar.

Devamını oku…

2 Yılın Ardından, MeeGo’yu Nasıl Bilirdik?

n950ven9

2 yıl önce bu günlerde, MeeGo Türkiye ‘de yayınlayacağımız bir inceleme hazırlıyordum, o dönemde MeeGo ‘yu takip ettiyseniz, bunun Nokia N9 incelemesi olduğunu biliyorsunuzdur. Geçen süre, ve tabii ki Nokia ‘nın “stratejileri”, MeeGo ‘yu da, N9 ‘u da bir anlamda tarihin tozlu sayfalarına doğru itekledi, N9, 2 senedir zamanda hareketsiz, yeni bir güncelleme, tünelin ucunda bir ışık olmadan öylece, bir grup seveninin elinde dolaşıp durdu, MeeGo ‘nun çok önde başladığı yarışta zamansız ölümünden sonra hala, N9 ‘un mirasına sahip çıkıp, bayrağı alıp götüren bir ürün ortaya çıkabilmiş değil, diğer yandan MeeGo ‘nun huzursuz ruhu, tabutundan ara sıra fırlayıp, eski kullanıcılarının rüyalarına girmeye, kendini hatırlatmaya da son vermiyor. Akıllı telefonlar, geçen zamanda hem donanımsal, hem de yazılımsal olarak çok ilerlediyse de, gözden kaçan bu güzellikleri, forumdan bir arkadaşın sayesinde ulaştığım UnleashThePhones.com ‘un yazısıyla  bir kez daha anımsadım. Yaklaşık bir yıla yakındır iPhone kullanırken, kendimce en çok özlediklerimi de ben yazayım dedim:

Devamını oku…

Indie Game: The Movie

indiegamethemovie_filmstill6_titlescreen_byindiegamethemovie

Indie Game: The Movie, Kickstarter’da topladığı $100,000 sayesinde hayata geçmiş bir belgesel, Indie oyunları, ve yapımcılarını 3 farklı oyun ve hikaye üzerinden anlatıyor. Super Meat BoyFEZ ve Braid üzerinden ilerliyor ve bağımsız oyunlara uzaksanız konsepti kavramanıza, dahası yapımcılığına ilginiz varsa da birkaç tüyoya sahip. Benim en çok sevindiğim kısmıysa beni FEZ ‘le tanıştırmış olması. Bağımsız oyunlar, sadece birkaç kişiden oluşan küçük ekipleriyle, tam bir türe, sınıfa sığdıramadığınız, ancak gerçekten etkileyici yapımlar, birçoğunun belli bir amacı bile yok, veya alıştığınız bir türe bile oturtamıyorsunuz, bu da onları, milyon dolar bütçeli diğerlerinden ayıran en önemli şeylerden biri. Ortada bir dağıtıcı, sabit bir kâr beklentisi olmayınca, ne yapılabileceğinin sınırları oldukça belirsizleşiyor.

Indie Game, belki oyun yapımcılığının teknikleri üzerine yeterli bir yapım olmayabilir; izleyiciye oyunun tasarımı, yapımı, pazarlanması adına bir hikaye anlatmıyor çünkü, bu açıdan beklentileriniz varsa -ki benim biraz da olsa vardı- bu açıdan yetersiz kalabilir. Diğer yandan, bağımsız oyunların genel hikayesini, bu insanların iç dünyasını, bildiğimiz ve sevdiğimiz (hatta daha iyisi, belki de bilmediğimiz!) oyunların yapımcılarını bizimle tanıştırmak açısından da harika bir şekilde görevini yerine getiriyor diyebilirim. Filmin asıl amacı da sanırım bu, bu ilginç yapımların yapımcılarıyla, bir saatlik yemeğe çıkmışsınız, onlar da size anlattıkça anlatıyormuş gibi. Keyifle izleyeceğinizi umuyorum.

Filmin Türkçe altyazısı yok. Ancak merak etmeyin, ben sizin için, (aslında kız arkadaşım için, eheh), Türkçe altyazısını da hazırladım. Altyazıda akşam izleyelim derken aceleyle ufak hatalar olabilir, ancak sizin -ve kız arkadaşlarınızın- işine yarayacağına eminim :)

Altyazıyı indirmek için: tıklayın. (Sağ tık + Farklı kaydet)

Aranel Surion’un Blogu v2.0.0

eskiblog

Blogun 2007’den beri yayınlanan önceki tasarımı

Ta daa! Uzun bir yaz arasından sonra, bloguma dönüş yaptım. Üstelik artık baştan aşağı yenilediğim bloguma. 2007 ‘de, ilk yayınladığımdan beri tasarımı ve altyapısı hiç değişmemişti, bu yüzden blogun bu tamamen sıfırdan haline Sürüm 2 (Kod Adı: Böcük) adını koydum.

Yeni blogu tasarlarken aklımda birkaç şey vardı: blogun yıllar yılı topladığı gereksiz ağırlıktan kurtulmak (40’dan fazla eklenti ve türlü çeşit hackle çalışıyordu), tasarımı modern, beyaz-arkaplanlı, göze her anlamda sade gelecek, gereksiz fonksiyonları bulunmayan bir hale getirmek ve blogu her anlamda modernize etmek. Bu sebeple blogda eklenen özellikten çok çıkarılan özellik var aslında. Yan ve Alt kısımlardaki pek çok kalabalık eden bileşen artık yok, geriye sadece en gerekli olabilecekleri bıraktım. Blogun her adımında, 404 sayfalarına -Setsuna ile yollarımızı ayırsak da- kadar her yeri yeniden elden geçirdim, ve sanırım, şimdiye kadarki en rafine ve kullanışlı haline getirdim.

Taşınma esnasında son birkaç günde gelen 3-4 yorumu maalesef kaybettim, yorumunuzu bulamazsanız sebebi muhtemelen bu. Daha geçişi bugün tamamladığıma göre, arada blogun krizlere girmesi, çatlayıp patlayan şeyler olması damümkün, bunları bana yazanlara ise çikolata var. 

OBD Nedir? & iPhone 5 (iOS6) ile OBD-II Araç Bağlantısı Kurmak

Bugün konum OBD-II. Peki nedir OBD? OBD, ya da On-board Diagnostics, 1997 ‘den beri otomobilinizde bulunması zorunlu olan, bu nedenle bu yılın üzerindeki her araçta bulabileceğiniz bir standart. OBD ‘nin kendisi, standardın tarihçesi ve amacı konumuz değil. OBD ile sizin yapabileceğiniz en önemli şeyler;

  • Aracın arızalarını okumak. Özellikle de Yol Bilgisayarı olmayan bir modelde, bir şeyler kötü gidiyorsa size tek dönüşü sarı bir uyarı ışığı (Check Engine) olacaktır, bu ışık yakıtta az miktarda su olduğu için de yanıyor olabilir, aracınız yerinden bir daha kalkmayacak da olabilir. OBD sayesinde aracın neresinde nasıl bir sıkıntı olduğunu hemen görebilir, buna göre tamir edilmesi yoluna gidebilirsiniz.
  • Arıza kayıtlarını silebilmek. Bazen arıza kayıtları yanıltıcı olabilir, yanlış olduğunu düşündüklerinizi silip, arıza ışığını söndürebilirsiniz.
  • OBD ile pek çok farklı veriyi anlık olarak alabilirsiniz. Aracın harareti, devri, hızı, MAF/MAP sensörü, püskürtülen yakıt miktarı bunlardan sadece birkaçı. Araç modeline göre değişen pek çok veri sayesinde, bilgisayarı olmayan aracınızda bile, yakıt tüketimi, 0 – 100 istatistikleri, hatta çevreye verdiğiniz zarar, yakıta harcadığınız TL, ne zaman vites yükseltmeniz gerektiği gibi onlarca farklı veriyi oluşturup, anlık olarak takip etmeniz mümkün.
  • Bu saydıklarım sayesinde, cep telefonunuz yardımıyla aracınıza olabilecek en iyi Yol Bilgisayarı ‘nı yapabilirsiniz.

Peki iPhone ile OBD-II ‘yi nasıl kullanırız?

Devamını oku…

"Tizen ile Mobil Yaşam" (OYLG '13)


“Tizen ile Mobil Yaşam” Sunumu

Özgür Yazılım Günleri 2013 ‘ün sonuna geldik, ben de İstanbul  Bilgi Üniversitesi’nde Oytun Eren ile beraber yaptığımız sunumdan oldukça memnun ayrıldım. Konuşmanın maalesef bir videosunu çekmemişiz; kısaca, Tizen cihazlarından, geliştirme olanaklarından, nasıl geliştirildiğinden ve geleceğinden biraz bahsettik. HTML5 ve Tizen Türkiye ‘den de birkaç cümlede bahsetmeye çalıştım. Sunumun sonuna doğru yaptığım mini Firefox OS reklamı işe yaramış olacak ki çıkışta Mozilla standını tamamen bizim dinleyicilerimiz istila etmişlerdi. :)

Yanımızda bir de cihaz getirdik, hatta sunum sırasında arkadaşlarımızın da deneme fırsatı oldu, onları da sahneye alıp bir de Tizen ile Mobil Yaşam hatıra fotoğrafı çektirdik. Yukarıdaki fotoğraf işte o an, RD-210 geliştirici cihazından alınmış bir kare, ve Tizen ile çekilmiş ilk fotoğraflardan biri. Sunumda kullandığımız slaytları da hemen altındaki bağlantıya tıklayarak alabilirsiniz. Sunuma katılan, varlığıyla ve sorularıyla yanımızda bulunan herkese tekrar teşekkürler.

Bir sonraki yıl görüşmek üzere,

Özgür Yazılım Günleri 2013 ve Tizen 2.0 Magnolia

Tizen Türkiye ‘de, bir süredir RD-210 geliştirici cihazımız mevcut, ancak bir türlü işten güçten fırsat bulup da Tizen 2.0 Magnolia hakkında konuşamamıştım. Tizen ‘e bir giriş yapmak, bu yazının hedefinde olmadığı için zor olur ancak; basitçe, HTML5 merkezli, Linux tabanlı, açık kaynak bir mobil işletim sistemi, ve -umuyorum ki- bir ekosistem Tizen. Ağırlıkla Samsung ve Intel tarafından geliştiriliyor. Hikayesinin tamamı bu yazının konusu değil, ancak 2 gün sonra, 6 Nisan 10:00 ‘da, Özgür Yazılım Günleri ‘nde Oytun ile beraber kısa bir sunum gerçekleştireceğiz, oralarda olanlarla bu konuda laflamaya bolca vaktimiz olacak.

Etkinlik duyurularını bırakıp yazıma geri dönersem; Tizen ‘in şimdiden iki geliştirici cihazı mevcut, bunlardan ilki olan RD-210 ‘u bir süredir kurcalıyorum; hatta Tizen 1.0 ile ilgili küçük bir etkinliği MeeGo Türkiye ile İstanbul ‘da düzenlemiş, 1.0 üzerinde basit bir tanıtım yapıp, 5 dakika/10 satırlık bir tanıtım uygulamamızı, ve bir geliştirici arkadaşımızın oyununu ne kadar kolay Tizen ‘e port edebildiğini tanıtmıştık. Zaman geçti, şimdi aynı cihazda 2.0 kurulu. Tizen ‘in bu sürümleri halen oldukça erken sürümler, haliyle pek çok fonksiyon beklendiği gibi çalışmıyor, ya da tamamen mevcut değil. Yine de ben çok erken bir ilk bakış şansını hazır yakalamışken, ilgimi çeken bazı detayları karma olarak vermek istedim size:

  • Tizen’in arayüzü ve renkleri tatlı, henüz tam oturmuş değil ama özellikle uygulamalar için ayarlanmış beyaz ağırlıklı tonları başarılı. Arayüz oldukça akıcı ve gözünüze hoş geleceğini tahmin ettiğim detaylar barındırıyor.
  • Rehberinde şimdiden Favoriler ve Hızlı Arama mevcut. Ayrıca Gruplama da mümkün, ve otomatik reddetme mesajları da ayarlanabiliyor. Telefon arayüzü de gerçekten çok güzel görünüyor.
  • Spam SMS’leri engellemek mümkün! Bu devirde çok gerekli olan bu özelliği en sonunda cihazınızda kurulu kullanabiliyorsunuz. Hem kişi hem de kelime tabanlı engelleme yapılabiliyor.
  • Tek kelimeyle etkileyici bir tarayıcı deneyimi mevcut. Tarayıcı çok yetenekli ve çok da hızlı.
  • Kamera uygulaması var, çoklu çekim için çekim tuşuna basılı tutmanız yeterli, birkaç saniyelik bir basılı tutmada 8 – 10 fotoğraf alıveriyor sizin için, Ön kamera ile geçişler bile şimdiden düşünülmüş ve çalışıyor. Kamera uygulamasının muhtemelen başka bir kamera uygulamasında görmediğiniz kadar çok detay ayarı var.
  • Kurulu not uygulamasına çizim notlar da alabiliyorsunuz. Kurulu bir Dosya Yöneticisi de mevcut.
  • Hemen her uygulamada yatay/dikey mod desteği var.
  • Klavyesi hemen hemen tamamlanmış gibi. Diğer üreticilerden pek de farklı bir şey yok klavyede. Klavyede Türkçe desteği de var. Cihazında hem Türkçe dil desteği, hem de bölgesel ayarları mevcut.
  • Şaşırır mısınız bilemem, cihazın varsayılan arama motoru Yahoo. Listede ikinci sırada Naver (bir Kore firmasıymış) ve üçüncü olarak da Google var. Garip mi?
  • GPS mevcut, hatta geliştirici cihazlarımızda bile çalışıyor. Konumlaması epeyce hızlı, ancak Harita uygulaması henüz olmadığı için kesinliği denemedim.
  • Ayarlarda Bluetooth, NFC ve Wi-Fi Direct desteği gösteriliyor. Ayrıca SD Kart opsiyonu da mevcut. Güç Tasarruf Modu olduğu gibi, dahası buradan CPU’nun gücünü de düşürebiliyorsunuz.

Tizen 2.0 Magnolia ‘nın, kullanıcıya yansıyan en dikkat çekici, ayırıcı özellikleri şimdilik bunlar. Açıkçası cihazın şuanki durumu, bana oldukça güven verici geliyor. Herhangi bir özellikten feragat edilmemiş Tizen ‘de, hepsi ya şimdiden az çok hazırlar, ya da en azından ayarlarda mevcutlar, bu da tüketiciye ulaştığında mevcut olacaklar demek oluyor. Sistem şimdilik çok standart bir görüntüye sahip, muhtemelen ileri safhalarda, pazarlama düşüncesiyle tasarımda ciddi yenilikler görebiliriz. Buna rağmen, cihazda unutulmuş gelen bir özellik de yok, kamera uygulaması, yatay/dikey desteği, Türkçe dahil bir çok dil desteği, tarayıcısı ve halen piyasada mevcut cihazlarda olmayan küçük ayrıntıları, bitmiş ürünü şimdiden merak edilmeye değer kılıyor. Google ‘ın arama motoru sıralamasında üçüncü listelenmesine tam bir şey diyemesem de, vardır tabii bir bildikleri, değil mi?

2 gün sonra, 6 Nisan ‘da Özgür Yazılım Günleri ‘nde olacağım, yanımızda bir de, daha taze kurulmuş bir Tizen 2.0 Magnolia ‘lı RD-210 ‘umuz olacak, biraz laflamak ister, ya da cihazı dünya gözüyle bir göreyim derseniz, etkinlikte bizi nerede bulacağınızı biliyorsunuz :) Gelmişken, bu yıl da Bilgi Üniversitesi ‘nde düzenlenecek olan ÖYG takviminde yine çok ilginç konuşmalar olacak. Bunlardan biri de Firefox OS. Yazılımın geneliyle de, özgür yazılımla da ilgiliyseniz, bu yıl da etkinliği kaçırmamanızı kesinlikle öneriyorum. Türkiye şartlarında yılda en fazla bir, bilemediniz iki defa olabilen bu tip etkinliklerin talep arttıkça sıklaşacağını tahmin etmek zor değil, gelip o talebi yaratmak ise yine bizlerin elinde.

Görüşmek üzere!

Cydia Tweak Listesi (2013)

evasi0n-jailbreak

iPhone ‘un en sıkıntılı yanı, bir Apple ürünü olması. Bu da maalesef en olmadık yerde kısıntıya gidilmiş, ısrarla eklenmemiş özellikler, gereksiz sınırlamalar demek oluyor bazen. iOS ‘unuzu jailbreak yapmak oldukça kolay bir işlem, Google’dan pek çoğunu bulabileceğiniz son derece basit yöntemlerle jailbreak yapmak mümkün. Jailbreak ‘in kendisi, cihaz için pek de sıkıntılı değil. Asıl sıkıntıları ise Cydia mağazası üzerinden kurduğunuz ekstra özellikler yapıyor ki, neyi kurup neyi kurmayacağınıza dikkat etmeniz gerek. Hepsini haftalardır kendim kullandığım, benim Cydia tweaklerimden bir liste yaptım, hepsi çok önemli eksikleri kapatıyor benim için.

En gerekliler:

  • Tab+: Muhtemelen Cydia ‘dan ilk indirmeniz gereken, çok basit bir tweak, tek özelliği Safari ‘deki maksimum 8 sekme sınırını kaldırmak. Bu son derece yersiz sınırlamayı kaldırdığınızda, aynı anda 15 – 20 sekmeyi yavaşlama olmadan kullanabiliyorsunuz.

Devamını oku…

Aranel Surion'un iPhone 5'i

Apple_ThinkDifferent

Yazının başlığını ben koymadım, Apple koydu, her iPhone ile cihazınıza verilen varsayılan isimlendirme bu, muhtemelen ilk seferde bulamayacağınız için söyleyeyim, değiştirmek için Hakkında ekranına gitmek gerekiyor bu cihazın. iPhone ‘un 5’i, Galaxy S’in 3’ü derken, sanırım bu cihazların hedef al(a)madığı bir kitleye aidim ben. Peki son üç cihazım N900, N950 ve N9’ken, biraz da iPhone kullanmak nasıl mı oluyor, işte şöyle oluyor:

Biliyorum ki bir trilyon iPhone incelemesi var piyasada, hiçbirini okumadımsa da hepsinin üç aşağı beş yukarı ne yazacağını kestirebilirim, bu yüzden ben yazmayacağım bunları tekrar, oldukça geç kalmış bir inceleme yerine, iPhone’u bir Linux kullanıcısı gözünden ele almayı, N9 ile kıyaslamayı, aklı fikri yerinde, penguenin anlamını bilen adamlar bunu kullanabilir mi, işte biraz bundan bahsedeyim diyorum. iPhone ‘uma para vermedim, bu yüzden 2000 lira bağlanan bu cihazları eleştirirsem kusuruma bakmayınız, en azından doğru/mantıksal bağlantılar kurmaya çalışacağım yazarken. Peki benim neler dikkatimi çekti iPhone 5’te, bunu bir “bilmeniz gerekenler” yazısı olarak ele alın:

Tasarım

Apple ürünlerinin tasarımı hep üstün ifade edilir. Bu benim için yeterince tartışmaya açık olsa da, iPhone 5’in tasarımı aman da aman değil, diğer iPhone ‘lardan ve hatta Android ‘lerden çok farklı görünmüyor aslında. İşin gerçeği bu sektörde seksiliğin tanımını en son N9 yaptı, üstüne henüz birşey konabildiğine ben inanmıyorum. Zevkler kullanıcıdan kullanıcıya değişir tabii ama, lütfen bir siyah veya cyan N9 ‘u elinize alıp, iPhone 5 bundan güzel görünüyor diyebilin, ama sesiniz titremesin. Benim iPhone tasarımına dair en kayda değer bulduğum kısmı “elma”. Evet 5’in de tabii ki bir elması var, böylece bir telefona 2000 ~ 3000 lira verebildiğinizi gösterebilme fonksiyonu korunmuş. Yalnız gerçekten inandırıcı olması açısından, mümkünse arkasına kabartma harflerle “Tek Çekim” yazdırın.

Tasarıma not düşmek gerekirse; iPhone 5 epeyce ince ve hafif, benim gibi adamların elinde kırılgan duruyorsa da alıştığınızda hoşunuza gidiyor. Gerçi incelik konusu artık mantık/ihtiyaç sınırlarını çoktan aştığından 5’in ince olup olmadığı sizin için de pek farketmeyecek. Yalnız hakkını vermek gerekiyor ki iPhone 5 hafif. Arka kasanın pek bir numarası yok, tabii burada yine N9’a kıyaslıyorum. Ancak aksessuar çeşitliliği inanılmaz olduğu için, düzgün bir kasa alırsanız hem gerçekten güzel görünen bir iPhone’unuz olacak, hem de hemen kırılmayacak, benden duymadınız. Benimkinin arkasında HTR Case  yazıyor, siyah ve kenarları göze hoş gelen bir materyalden yapılmış, bulabilirseniz öneriyorum bunu.

Soldaki ses tuşlarının yanında bir Sessiz düğmesi mevcut. iPhone’lara uzağım dedim ya, muhtemelen diğer iPhone ‘larda da var olduğunu sandığım bu tuş için Apple’ı takdir edebilirim, hem çok işlevsel, hem de o “tik” hissi çok oturaklı. Yalnız çok absürd bir hoparlör yerleşimi var ki, bir ara bozdum sandım, oysa ki parmağım kapatıyormuş. Sadede gelirsem; Nokia N9’ın halen bariz en seksi akıllı telefon olduğunu iddia edebilirim. Sonradan gelen WP’lere yapılan ufak tefek değişiklikler ve WP butonları tasarımı duman ettiyse de, N9’un tasarımı halen iPhone 5’den iyi.
Devamını oku…