Tek bir dünya üzerine

Walter Isaacson’un yazdığı Steve Jobs’un biyografisini okudum geçen hafta, kitap üzerine fazla konuşmak istemiyorum zira biraz uzunca (540 sayfa) bir biyografi bu, kitabın bir kısmı oldukça dürüst ve yere sağlam basan kelimelerle desteklenmişse de, tabii yine de “dahi çocuk steve” balonunu patlatmak da istememişler. Yine de Apple’ın, masaüstü bilgisayar tarihinin dönüm noktası sayılacak olayların üzerine güzelce yedirilmiş hikayeleri için okunabilir.

Yalnız o 540 sayfanın içinde, bir paragraf beni biraz düşünmeye sevketti, bilmediğiniz bir şey değil ama bir paragrafta bu şekilde sunulunca daha iyi görüyorsunuz. Steve ‘in Türkiye tatiliyle ilgili o paragraf:

“Gerçek bir ilham geldi. Hepimiz bornozluyduk ve bize Türk kahvesi yaptılar. Profesör bu kahvenin başka yerlerin kahvelerinden çok farklı hazırlandığını açıklayınca, “Ne olmuş yani?” diye düşündüm. Türk kahvesi, Türkiye’deki gençlerin umrunda mıydı? Hepsi de dünyadaki diğer bütün gençlerin içtiği şeyleri içiyor, GAP’ten satın alınmış gibi görünen giysiler giyiyor ve hepsi de cep telefonu kullanıyorlardı. Diğer her yerdeki gençler gibiydiler. Artık bu dünyanın tamamının gençler için aynı olduğunu anladım birden. Ürünler yaparken aklımızda özellikle Türkiye’deki gençlerin isteyeceği bir cep telefonu ya da müzikçalar yaratmak diye bir şey yok. Artık tek bir dünyayız sadece.

Valve'den STS paketim geldi :)


Valve, Steam Translation Server ‘da Dota II çevirilerine yardımcı olan gönüllülere hediyeler gönderiyor. Mart ayında Secret Shop üzerinden her bir kullanıcıya verilen envanter üzerinden istediklerimi seçtim, ve dün Valve’den hediyelerime kavuştum. Evet herkesin envanteri de farklı, yani size rastgele seçilmiş hediyeler değil ne isterseniz onu gönderiyorlar, üstelik -özellikle de Valve oyunlarına aşinaysanız- bu hediyelerin her biri ayrı güzel, ayrı anlamlı, enfes! DHL üzerinden kargoya verip, 3 gün içinde gümrüksüz, sorunsuz kapınıza kadar göndermeleri de ayrı güzellik. İnsan Valve sempatizanı olmasın da ne yapsın şimdi?

İşte bana gelen paketin içeriği:

  • Steelseries Qck! Dota II Limited Edition mousepad
  • Half Life 2 The Dog mousepad
  • 5 adet T-Shirt: Mann Co, TF2 Sandvich, Portal Turret’ları, Spaaace!,Dota II Championships
  • “The Sacrifice and Other Steam-powered Stories” çizgi romanı
  • Portal II Aperture Science kahve bardağı
  • Steam Translator şapkası
  • Portal II uyarı stickerları
  • 2 adet Portal II Weighted Companion Cube anahtarlığı
  • Dota II karakter kara kalem çizimi

Devamını oku…

İşletim Sistemlerim (a.k.a Demirbaş Listesi)

(Sahalarda görmek istemediğimiz ekranlar: Windows 8 BSOD)

Bu blog girdisi, kendimi blogosferin en çok işletim sistemli adamı olarak kayıtlara geçirmek, hak ettiğim “Aranel, The Tireless One” ünvanına el koymak amacıyla yazılmıştır. Hatta bu yazıyı okuyan, ya da yazının ortasına gelemeden “eeh yahu” diyen herkesi de rekabete davet ediyorum. Yalnız 16 adet extended partisyonunuza kurduğunuz 15 farklı Linux dağıtımı sayılmıyor, günlük ihtiyaçlarınız için kullandığınız, gerçekten “şunun için lazım bana” dediğiniz OS’ları toplayın bakalım, şöyle liste çıkıyor mu:

  • (K)Ubuntu Son Sürüm: Böyle yazdım çünkü en son Heron’da falan saymayı bırakmıştım sürüm kodlarını. Bu ana bilgisayarımın sistemi, yaklaşık 4 yaşında (Jaunty’den beri) ve 2 PC, 2 HDD değiştirdi, KDE 3.5’den 4’e geçişi yaşadı, ama işlevinden -sağolsun- ödün vermedi. Şuan 3840×1080 çözünürlükte bir Plasma KDE çalışma alanını bana sunuyor, ve bunun üzerinden bu girdiyi yazıyorum. En çok kullandığım ve bana en lazım olan sistem bu, IT hayatımın büyük kısmı bu sistemde geçiyor, askerlik anıları gibi anlat anlat iç bayacak anılarım var. Anlatmayayım ama.
  • Windows 7: Kubuntu’nun olduğu ana bilgisayarda multi-boot kendisi. 1,5 yaşında falan tahmin ediyorum. Oyun oynamak, Steam üzerinde oyun oynamak, ve nadiren Windows’tan başka çıkar yol kalmadığı durumlarda beni kurtarmak amacıyla varlığını sürdürüyor. Üzerinde rahat 2 korsan CD dükkanı açılacak oyun var, bir nevi oyun konsolum oldu artık.
  • Sanal Windows XP: Bu da ana bilgisayarda Linux’un altında, VirtualBox üzerinde çalışıyor, acil durumlarda ya da Linux’u kapatmadan Windows’a mahkum kaldığım nadir durumlar (Flatcast dinlemek mesela) için var ama 3 ayda bir görüşüyoruz, nispeten gerekliliği tartışmaya açık.
  • Windows 7: Lenovo S10-3t üzerinde kurulu geldi, yakın zamana -2 gün?- kadar genel amaçlı MeeGo ile birlikte kullanıyordum, orijinal olduğu ve netbookun kendi sistemi olduğu için silmeye kasmamayı düşünüyorum, işlevi daha bu hafta bitti. Üzerinde Lenovo’nun yüklediği kamyon dolusu bloatware de cabası.
  • MeeGo Netbook 1.2: Lenovo S10-3t’de ağırlıklı tercihim olan sistem, zira kendisi bir tablet üzerinde gördüğüm tek adam akıllı GNU/Linux arayüzü olma yetkinliğine sahip, performanslı, sağlam bir sistem. Maalesef MeeGo projesi yerini Tizen’e devretmekle meşgul olunca bu proje baltalandı, ama halen netbookta bir Linux’a ihtiyacım olduğunda (ki ona ne zaman ihtiyacınız olacağını hiç bilemezsiniz, güzelliği budur) bana hizmet ediyor.
  • Windows 8 Consumer Preview: S10-3t’de şuan günlük olarak kullandığım ve PC’me asla sokmamayı düşünsem de, o sistem ve tablet amaçlı arayüz için süper de işlediğini düşündüğüm Windows, en sonunda bir işime yarayanını yaptılar. Uzun uzadıya bahsedesim var bundan, tabletten beklediğim her işimi görüyor şuan. Tek sorunu bir Windows olması, dolayısıyla hiçbir hesap parolamı ya da önemli verimi üzerinde taşımaya ikna edilemiyor olmam.
  • MeeGo Harmattan: Mobil işletim sistemim, üzerine bir kitap dolduracak kadar yazıp çizdiğimden ekstra bahsetmeyeyim, detaylar için meegoturkiye.org diyeyim. Evden dışarı adımımı attığım andan itibaren türlü çeşit fonksiyonu ve tam bir Linux sistemiyle her işime yetişen, yeri gelip multimedya cihazı, Internet ile aramdaki bağlantı, her tür anlık iletişim aracı, oyuncak, her şey olan alet bu. Benim için anlamı büyük.
  • HD DREAM üzerinde CHROOT’lu OptWare: Fantezi nedir, nasıl yapılır? Başta sadece yapabiliyor olduğum için yapmıştım kabul, şuan daha çok Torrent indirici ve veri merkezi olarak kullanıyorum, bir nevi kendi plug bilgisayarım oldu bu. Tabii onun dışında kendi saçmasapan kapalı sistemi üzerinde çalıştırdığı işletim sistemi de onu medya oynatıcımsı bir şey yapıyor, yine de sever sayarım.

Yakın zamanda kullanımını bıraktıklarım: Lenovo’mda deneyip derin bir başarısızlıkla sonuçlanan son sürüm Ubuntu, eski media center sistemim Mythbuntu ve birkaç sene önce bıraktığım Mac OS X’in o dönemki sürümü. Bir de tabii ki N900’ümde kullandığım Maemo ve fantezi amaçlı kurduğum NITdroid.

Bu listeye uzaktan bağlandığım, sunucu vs. sistemleri dahil etmedim, sonuçta onlara da neredeyse günlük olarak işim düşse de, günlük hayatımın parçası değiller. Asıl soru şu; benim için tedavi, umut var mı doktor?

George Carlin'den "Religion is Bullshit"

George Carlin, geç farkettiğim (fazlasıyla geç, 2008’de ölmüş maalesef) harika bir komedyen, harikalığı şuradan kaynaklanıyor aslında; hayata dair kendince -ve çoğunlukla, bence de- tutarlı bir bakış açısı var, ancak bunu dinleyicisine ders verir, ya da çok da umursarmış gibi anlatmıyor Carlin. Komedyen olarak çağrılmasının haklı bir sebebi var, çünkü konusunu bir komedyene yakışır şekilde, eğlenceli bir şekilde anlatma yeteneğine sahip, aynı fikirde olmasanız bile eğleniyorsunuz o konuşurken. Kendisine ait bir tarzı, sesi, düşünceleri olan bir komedyen.

Yukarıda verdiğim videosunda da, adından anlaşılabileceği üzere dinlere kısa ve etkili şekilde giydirmiş, neden güneşe tapmanın daha mantıklı olduğunu Carlin’den dinlemek isterseniz bir şans verin :)

Life Instructions (Geç Kalmış 2012 Yazısı?)

Beware! Kişisel yazı çıkacağk, kaçın kaçıın!

Yılbaşı -ve takip eden birkaç günü- ilk defa teknolojik aparatlardan uzak geçirerek, blogumda gelenekselleştirdiğim 1 Ocak yazılarını bu sefer kaçırmış oldum, aynı zamanda Aralık 2011, ilk defa blogumda “her ay en az 1 yazı yazmalıyım” görev bilincini deldiğim ilk ay da olmuş oldu benim için. Bununla beraber karar verdim ki, yazacak birşeyiniz olmadığı zaman yazmamak, tamamen boşlamak değil ama nadasa bırakmak daha anlamlı. Kısacası 2012’de burada daha az yazı bulabilirsiniz, ancak yazıların en azından yeniden belli bir kaliteyi yakalayacağını umut ediyorum.

Eh yılbaşı diyordum, hep bir kayıt alma sevdam var, galiba günlük tutmadığım/tutamadığım için. Bu yılbaşında şehir dışındaydım, yakın bir arkadaşımla Bodrum’a gittik, eh bol bol içme, eğlenme, dağıtma fırsatım olmuş oldu, hiç yoktan her gün gördüğüm beton/şehir/gürültü/eeh yeter ambiyansından kurtulup adam gibi bir manzaraya kavuştum ki bu bile büyük ayrıcalık, kendimi de şımartmış oldum biraz, yapmasaydım 2012’nin sonu gelmezdi diyeyim. 2011 için kendime verimlilik, mutluluk, insan ilişkileri, akademik kariyer ve $$$ istemişim, eh valla hayatta ne alabileceksem istemişim yani, bunlardan akademik kariyerin başlangıcını atabildim, en azından şimdi bir lisans öğrencisiyim, verimliliği sağlayamadım o kadar zirâ tembelim, doğruya doğru. İnsan ilişkilerim sürekli büyüyen ama anlamlı bir bütünlük arz etmeyen geniş sosyal çemberler haline geldi, bu iyi midir bilemiyorum artık, $$$ mi? Onun yeteri yok zaten.

Gelecek yıla da beklentilerimi sıralayayım: Daha çok $$$ (NİHAHAHA!), daha çok verimlilik (ki bu bana kalmış tabii) ve ucu bucağı belirsiz geniş sosyal çemberlerden çok, niteliğe yönelmiş sosyal çemberler istiyorum. İyi bir çocuk olacağım bunun karşılığında, Noel baba gel uygun fiyata he de şu isteklerime. >_>

Kişiselden devam edersem; Ankara’yı sevip sevmediğime cidden karar veremiyorum, bir yönden bu kadar kolay, düz olup da büyükşehir olabilmesini önemli bir artıya sayasım var, diğer yandan Anadolu şehirlerini sağdan soldan çekerek büyütünce Ankara olabiliyorsunuz gibi sanki, kesinlikle en büyük eksiği turistik olmaması, evet denizi yok (bu konuda zırlayınca deniz gelir diye düşünüyordum ama maalesef), insanlar çoğunlukla fazlasıyla evci takılıyor sanki, ya da ben henüz çözemedim buraları, olabilir. Lisansı bitirdikten sonra kalır mıyım, bilmiyorum. Ankara’da olup da görmen lazım, yapman lazım dediğiniz yerler varsa bir ses ediverin.

Özetle bu, until next time.. END OF TRANSMISSION.

FAIL :/

İşti güçtü, taşınmaydı şuydu buydu derken, Eylül ayı boyunca hiç bir şey yazmamışım ha bloga. Şu alttaki resim, benim için:

Bir takım kişisel notlar:

  • Hacettepe’de ders kayıt ettirmek bir eziyet, seçmeli dersleri halletmek daha büyük eziyet, okulu kazanınca mutlu olmayın diye söylüyorum, daha kayıttayken kan alacaklar kan. Beytepe’de kimse neyin nerede olduğunu bilemez, ayrıca güvenlik görevlilerinin üniforma ve duruşlarına kanmayınız, hademeler bu görevlilere oranla çok çok daha bilgili ve yardımseverdir, her an onlara okulla ilgili danışabilirsiniz.
  • Ankara denince akla 7/24 yaşayan bir metropol, canlı ve cıvıl cıvıl mekanlar.. GELMEZ. Bu sebeple Metro 12’de, genel toplu taşıma araçları da 10 gibi yok olmaya başlarlar.
  • Ankara’ya dair bir kaç not daha: Ankara, kalite olarak fersah fersah ileride olmamasına karşın pek çok servisinde diğer Anadolu şehirlerinden minimum 2, maksimum 4-5 kat pahalı. Buna istisna olarak aklıma sadece taksi geliyor, garip bir şekilde taksiler ucuzdur ve her yerdedir, toplu taşıma ve özel araç imkanlarınız olmadığında iyi bir alternatif olurlar. Daha önce nispeten küçük ve dolayısıyla Simcity oynarmışçasına özenli, düzenli kentlerde yaşamışsanız Ankara size garip gelir, çünkü Ankara’da ne bir tane çöp kutusu vardır, ne de sizi bir yerlere ulaştırabilecek tabela. Belediye burada asfalt dökmekle görevli adamlara verilen isimdir.
  • Üzerinde “Gaming”, “Gerçek 5+1, 9+3, 17’nin karesi bölü 2 Ses Deneyimi!!” yazan kulaklıklar rezalettir, almayınız, aldırmayınız. Sennheiser HD448 aldım ben mesela, ısrarla öneriyorum, bir de adam gibi ses kartı alın yanına tabii.
  • Nokia N9 düşündüğünüzden bile daha harika bir deneyim, yakında da çıkacak, es geçmeyin şu aleti.

Çalışma Alanım

Daha önce masaüstlerimi paylaşmıştım blogumda, bu da benim epeyce bir vakit geçirdiğim yer:

Solda Lenovo S10-3t ve MeeGo var, bilgisayarın kasası Raidmax Sagitta, klavye Logitech G15, mouse G9, gamepad Chillstream. Monitörler de çift ACER 23″ X233H. Ekrandaki açık olan da Steam yaz indiriminde kaptığım Audiosurf’ün visualizeri.

PS: Evet son derece dağınık.