Doğumgünüm! :)

Üçüncü geleneksel doğumgünü mesajım :)

Bundan iki sene önce başka bir doğumgünü mesajı yazmıştım, “acı ama 1 senede çok insan gelip geçiyor” diye, son 1 ayda daha belirgin bir şekilde hissettim bunu. Ama bir şeyi daha farkettim, bazı insanlar üzerinden seneler de geçse gelip geçmiyor, bir yerlerde sizi bulup karşınıza çıkabiliyorlar, siz onları unutmuş olsanız bile. (bunu böyle yazdım ya üstüne alınabilecek bir düzine insan var, ehm..)

Sonra 2 yıldır doğumgünlerimde 1 senede hiç bir şey değişmiyor diye şikayetlenirdim, kabul ediyorum bu sene çok şey değişti hayatımda. Bazıları o kadar hızlı değişti ki tepki gösterene kadar geç kalmıştım, bazılarına hiç anlam verecek, üzerine düşünecek fırsatım bile olmadı. Ve tabii ki her ölümlü gibi önceliklerimi saçmasapan şekilde sıralamayı unutmadım. (Mesela 2 saat sonra yemeğe gideceğim, 2 saat içinde yapılması gereken şeyler var, ben üstümü başımı bile düzeltmedim oturdum blog yazıyorum. örnek tabii.) Eskiden hayatımda hiç bilinmez yoktu sanırım, ya da ben her şeyin üzerinde çok net bir kontrolüm olduğunu düşünürdüm, şimdi o kontrolü dönem dönem kaybettiğim ve yolumu bulamadığım hissine kapıldığım oluyor. Gerçi her sıkışık durumda “aklına gelen ilk mantıklı fikri uygula ve uygulamada ısrarcı ol” yöntemi işe yarıyor tabii.

Geçen seneden bu yana neler yaptım, sanırım her günümü kafama göre takılarak geçirmişim ya. Düzenli bir şeyler düşününce aklıma gelmiyor  vallahi, ama bu sefer az yapmaktan değil çok yapmaktan, eminim. Geçen hafta Özgür Yazılım Günleri için İstanbul ‘a gittim, artık taşınmam şart =) Dünya kadar dizi,film,anime ve zibilyon yeni müzik olayına girmeyeyim, gerçi zaten fırsat oldukça 3-5 karalıyorum bir şeyler onlar üzerine. Yaşadığım ortam epey bir değişti, gerçi taşınırsam komple değişecek artık. Epey eğlendim, istediğim gibi ağız dolusu güldüm, ara sıra da biraz bir şeylerle uğraştım işte (eşşeklik budur) Gelecek doğumgünüme kadar bir Avrupa gezmek lazım aslında, değişiklik olur hem ^^ Sadece son 1 ayımda yaşadığım güzel anları düşünüyorum, 12 ile çarpıyorum: bu yıl “olmuş”!

Günlük tutayım diyorum hep ama olmuyor, kaç defa denedim yahu, unutuyorum hep günlük işini, ya da üşeniyorum yazmaya bir şekilde. Tüm altyapıyı kuruyorum ama iş yazmaya gelince kalıyor, gerçi bloguma ayda 1-2 içerik gönderen tembel ben, oturup hergün günlük yazamaz tabii.

Son bir haftadır karamsar karamsar takıldım valla, gerçi en karamsar halimin aklında çoğunlukla pembe unicornlar falan oluyor ama yine de nispeten karamsardım yani. Bence bu mesaja da bir etkisi var, şöyle bir okuyunca birinin ölümünden bahsediyormuşum gibi yazmışım be.  Öh lan. Hayat güzel :) Bakalım gelecek sene neler yazacağım buraya.

Herkese teşekkürler. ^^

Hepinizi çok seven Aranel Surion, başka bir 9 Nisan’dan bildirdi. Günün mesajı: “Keep calm and carry on” EOL.

Yazılırken çalıyorlardı: Timbaland – The Way I Are, R.I.O – Like I Love You, Martin Solveig – Hello, Drunken Monkey – Calabria

Animeler: Suzumiya Haruhi no Yuuutsu, Lovely Complex ve Welcome to the NHK

Üç yeni animeden bahsedeceğim bu sefer; Suzumiya Haruhi no Yuuutsu, yaşadığı evrenin bir tür tanrısı olan ancak bunu hiç farketmeyen, farketmediği gibi paranormal olaylara meraklı ve yaramaz bir kızın hikayesi, Lovely Complex ise animelerde aşk konusunu bitirmiş, aşmış diyebileceğim bir yapım, Welcome to the NHK ilk ikisi kadar hafif değil, biraz daha daraltıcı ve ciddi diyebileceğim bir anime, herhangi bir işte çalışmayan, okumayan, hatta evden dışarı bile çıkamayan bir “hikikomori” (nerd’ün küpünü alınız) hikayesi. Vakit kaybetmeden başlayalım isterseniz:


Devamını oku…

Bir Ekşi Klasiği (:

Bugün fırsatını bulup biraz ekşi sözlüğe bakınayım dedim, gördüğüm başlıklardan biri, önce birkaç entry, kısa sürede onlarca entrysiyle gülme krizine soktu beni. Hem “Apple ürünü aldım coolum” havası yapan beyinsiz Apple müritlerine olan nefretimden sanırım, hem de görüntünün komikliğinden bir yerlere kaydedeyim, kaybolmasın dedim, ileride olur da  birşey için ekşiyi eleştirecek olursam da kendime bu “önemli eseri” bana ulaştırdığı için teşekkür notu eklemeyi hatırlatayım. Unutmadan, ekşi entryleri olduğu için hepsi oldukça ağır argolar içeriyor:

Devamını oku…

Renkler

Az önce duştayken bir yerden aklıma renkler geldi, ve üzerine düşündüm. Çok şaşırarak farkettim ki her bir renge bilinçsizse bir çok anlam atamışım. Eskiden tamamen tek renkli (siyahtan başka renk sevmezdim ve herşeyim siyahtı) olan ben şimdi dört renge birden sıcak bakar olmuşum, ve bağlı olmadığım renklere de garip anlamlar vermişim. Bunlar üzerine ne ara düşündüğümü bile hatırlamıyorum açıkçası, sadece aklıma geldiklerinde sanki zaten oradaymışlar gibi hissettim, ve kendime not düşmem gerektiğini anladım. Hem belki bu renklere benden başka aynı rengi veren insanlar da vardır. Uzun zamandır böyle bir şey yazmamıştım bloguma ama, bunu yazmalıydım bir şekilde. Okumak isteyenler için uyarı: gazetelerdeki uyduruk “mavi bilmemneyin rengidir” köşelerine benzerlik gösterir, ancak bunu öyle olduğuna inandığım için değil benim için öyle oldukları için not etmek istedim, kafayı yiyor da olabilirim pekala :)
Devamını oku…

1 Ocak 2011 (:

2011′in ilk saatlerindeyiz artık. :) Bu yıl yeni yıl kutlamalarım çok acayipti, aslında sanırım “her şeyiyle kutlama yapmak” oldu bu, yalnız sonunu tam bağlayamadım. Günün ilk saatlerinden akşam 5′e kadar sevdiğim bazı arkadaşlarımla vakit geçirme (3 mekan değiştirdik diyeyim) fırsatım oldu, daha sonra bir arkadaşımla iki bira alıp konuştuk biraz, 8′den 11′e kadar yine başka bir sevdiğim arkadaşımla güzelce bir dağıttık, sonra o kafayla felsefe yapmaya çalıştık ki hatırladıkça gülüyorum. 11′den sonrayı da evde ailemle beraber geçirmek için ayrıldım, orayı pek tutturamadım ama, istediğim gibi olmadı. Tüm enerjimi harcamıştım, başım beynim dönüyordu falan, hem arkadaş hem aileyi idare etmek zor oluyor böyle günlerde. Anlatınca çok sıradanmış gibi oldu ama çok eğlenceliydi tüm bir günümü sevdiğim insanlara ayırmak.

2010 yılına girerken yazdıklarımı okudum bir de:

2010′dan neler beklediğimi de bilmiyorum, sanırım daha çok verimlilik, daha iyi bir vücut (hmm evet, bunun üzerine çalışmalıyım) ve daha iyi insan ilişkileri umabilirim, zaten her şey bu yönde gidiyor. Hmm ya da direkt, $, €, hadi olmadı TL falan bekliyorum arkadaşım. Evet herkesin beklentisi o yönde Umarım yeni yıl hepinize daha çok kaos, daha iyi ruhlar -bana değil!- ve başka daha ne istiyorsanız onu getirir. *geçen yıldan kopya çek*

Hah, unutmadan, gelecek yıldan, hatta yarın saat 7den bir beklentim var: Steam! Lütfen. Adam ol. Modern Warfare 2 istiyorum, 30 dolara. Bir de Nokia, Maemo 5 için firmware updateini çıkartsın istiyorum. Ayrıca Ekin de ebayden aparatları getirsin, hatta gidip yerinden alsın *ohaha* istiyorum. kthxbye.

Daha çok verimliliği biraz biraz sağladım, daha iyi bir vücudum var ama tamamlayabilmiş değilim, daha açıkçası aklımda Arnold Schwarzenegger (soyadını Google’dan kopyaladım) ile güreş tutmak var olduğundan tatmin olamıyorum ufak gelişmelerle. Sanırım en çok kazandığım şey iyi insan ilişkileri oldu, iyi ki bunu dilemişim. Diğer küçük isteklerim de bir şekilde karşılandı aslında; Steam Modern Warfare 2′yi mantıklı bir sürede düşürmedi ama alterIW sağolsun biz bol bol oynuyoruz, Nokia Maemo 5 için 1.3′e kadar firmware çıkardı falan. EBay’den ne istediğimi hatırlayamıyorum ama.

2011′den kendime; daha çok verimlilik (yetmez ama evet!), daha iyi insan ilişkileri, bi’ zahmet akademik kariyer ve mutluluk istiyorum, tabii bir de $$$ (asdasd), umarım yeni yıl hepinize iyi davranır.

Hayatınızdaki en değerli şey gerçekten de zaman, anı yaşamayı, tadını çıkartmayı unutmayın, olabildiğince sevmediğiniz angaryaları yapmayın, 3-5 fazla kazanmak için zevklerinizden ödün vermeyin. Cesur olun, risk almadan kazanamazsınız, üstelik işin eğlencesi orada. Yaptığınız şeyler için asla pişman olmayın, ama yapmak için güç bulamadıklarınızı hep aklınızın bir kenarına yazın ve yapmaya çalışın. Kısıtlı zamanı iyi değerlendirin. Ya da kısaca, mutlu olun, mutlu edin, insanlar sizi onlara getirdiğiniz iyi enerjiyle, ortaklarınız sizi her zaman karşılıklı kazançla hatırlasın. Bunları deneyimlerle sabitlenmiş birer “protip” olarak görün, ama kendinizinkileri de yaratın. Ayrıca, kendinize çok güvenmiyorsanız 35lik vodkayı 5 dakikada içip üzerine bira içmeyin, adamı mahvediyor.

Benden bu yıllık bu kadar :) Buradan blogumu ya da Twitter’ımı okuyan,  ya da okumayan ama iyi çocuk olan, tanıdığım, tanımadığım herkese mutlu yıllar diliyorum.

MeeGo Türkiye’de de yeni yıl kutlama mesajımı unutmadım tabii ki, o da şurada: Mutlu Yıllar! @ MeegoTürkiye.org

BONUS: http://www.youtube.com/watch?v=gBxdy-6ltt8

The BBT Posterim

Big Bang Theory ‘i bilmiyorsanız; CNBC-E ‘de gösterimde olan ve şu sıralar 4.sezonu yapılan bir dizi, bir grup geek ve onların kafası pek basmayan komşu kızıyla olan ilişkilerini anlatan bir komedi dizisi. Tabii geekleri anlatan bir dizide bekleyeceğiniz şeyler, özellikle de geekliğe “ucubelik” üzerinden yaklaşıp mizah yapılıyorsa, ucube tiplerken The BBT ‘nin posterin ortasına sarışın hatun atıp etrafını parlak çocuklarla doldurmasına daha fazla kayıtsız kalamazdım, bir MSN konuşması sırasında aklıma gelen bir fikir ve 10 dakikalık GIMP çalışması sonucu The Big Bang Theory, ben yapsam nasıl olurdu, az çok çıktı ortaya. Estetik olmadı belki ama gerçekçi oldu.

Evet, işte Aranel Surion dünyayı kurtarmak, dertlere derman olmak ve insanlığa fayda sağlamak yerine boş vakitlerinde nelerle uğraşıyor, ibretlik:

The Big Bang Theory

Bu da orijinali: http://img12.imageshack.us/i/thebigbange.jpg/

Animeler: Angel Beats, HotD, Chobits

Angel Beats

Bu yaz çok anime izleyecektim ben sözde, işin gerçeği 13 bölümlük Angel Beats’i yeni bitirdim, Highschool of the Dead ise geleceği pek belli olmayan bir bekleme sürecine girdi şuan, yeni bölüm çıkıp çıkmayacağı bile belli değil. Bir de Chobits bitirdim, ondan da ayrıca bahsetmek istiyorum. Ama bu ilk ikisini arka arkaya izleyince kafamda iyi Anime nedir, ya da ben neyi seviyorum, şekillendirmiş oldum. Bu arada animelerle ilgileniyorsanız MyAnimeList servisine mutlaka göz atmanız lazım, uğrarsanız bana anime tavsiye etmeyi unutmayın.

İkisinin hikayesine de bir özet geçersem, Angel Beats, yeni ölmüş gençlerin gittiği bir tür Araf diyebileceğim bir yerde, ölümü kabullenemeyip tanrıya ve meleğe savaş açmalarını konu alıyor. Böyle anlatınca çok ciddi bir mevzuymuş gibi gelebilir ama aslında Angel Beats oldukça komik, hızlı ve eğlenceli bir anime, 13 bölümün nasıl geçtiğini anlayamıyorsunuz bile. Konu aslında savaşı değil ölümün etrafında şekilleniyor. Highschool of the Dead, bildiğimiz Holywood tarzı zombi filmlerine benziyor, Dünya zombi kıyametini yaşıyor, bir grup öğrenci de bu karmaşadan çıkıp ailelerini bulmaya çalışıyorlar. Bu iki anime arasındaki her şey farklı aslında. HotD ağırlıklı olarak aksiyon, aksiyon, aksiyon, parçalanmış zombi cesetleri, fan service, daha fazla aksiyon, zombi cesetleri.. şeklinde giden bir anime, öyle ki tüm iyi çizime rağmen, karakter ve olay vasatlığından dolayı (bir zombi animesinde aklınıza gelebilecek her klişe var) zevk için bile ancak izlenebilecek bir yapım. Bunun tam aksine Angel Beats, aksiyon sahnelerine çok önem verilmeyen, ancak 13 bölüm için oldukça detaylı karakterlere ve olay örgüsüne, hikayede birden fazla sayıda twiste sahip ve bırakın fan service ağırlıklı olmayı, seride aşk adına görebileceğiniz en ufak detaylar bile hikayenin “bir kısmı” aslında. Yüzeysel bir tarifle HotD tek gecelik ilişkiyse Angel Beats yıllar süren dostluktur diyebilirim. (Konularına da uymuyor değil)

Devamını oku…

Amazon.co.uk 'dan Alışveriş Yapmak

MBW-150 ‘mi daha önce incelemiştim, Türkiye’de hiç bir yerde bulamadığım bu saati getirtmek için Amazon.co.uk ‘dan yararlandım ve ilk defa uluslararası bir alışveriş gerçekleştirdim. Daha önce de GittiGidiyor gibi kanallardan aracılı olarak alışveriş yapmıştım ama tamamen kendim bir şey getirtmemiştim. Üstelik meblağ neredeyse gümlük vergisinin sınırına ulaşıyordu (kargoyla 250, kargosuz 210 TL kadar) Ben de Amazon.co.uk nedir, nasıl çalışır kısa bir değineyim dedim. Amazon’dan alışveriş yapmadan önce bir bakmanızı önerebilirim. Devamını oku…