Animeler: Suzumiya Haruhi no Yuuutsu, Lovely Complex ve Welcome to the NHK

Üç yeni animeden bahsedeceğim bu sefer; Suzumiya Haruhi no Yuuutsu, yaşadığı evrenin bir tür tanrısı olan ancak bunu hiç farketmeyen, farketmediği gibi paranormal olaylara meraklı ve yaramaz bir kızın hikayesi, Lovely Complex ise animelerde aşk konusunu bitirmiş, aşmış diyebileceğim bir yapım, Welcome to the NHK ilk ikisi kadar hafif değil, biraz daha daraltıcı ve ciddi diyebileceğim bir anime, herhangi bir işte çalışmayan, okumayan, hatta evden dışarı bile çıkamayan bir “hikikomori” (nerd’ün küpünü alınız) hikayesi. Vakit kaybetmeden başlayalım isterseniz:


Devamını oku…

Bir Ekşi Klasiği (:

Bugün fırsatını bulup biraz ekşi sözlüğe bakınayım dedim, gördüğüm başlıklardan biri, önce birkaç entry, kısa sürede onlarca entrysiyle gülme krizine soktu beni. Hem “Apple ürünü aldım coolum” havası yapan beyinsiz Apple müritlerine olan nefretimden sanırım, hem de görüntünün komikliğinden bir yerlere kaydedeyim, kaybolmasın dedim, ileride olur da  birşey için ekşiyi eleştirecek olursam da kendime bu “önemli eseri” bana ulaştırdığı için teşekkür notu eklemeyi hatırlatayım. Unutmadan, ekşi entryleri olduğu için hepsi oldukça ağır argolar içeriyor:

Devamını oku…

Renkler

Az önce duştayken bir yerden aklıma renkler geldi, ve üzerine düşündüm. Çok şaşırarak farkettim ki her bir renge bilinçsizse bir çok anlam atamışım. Eskiden tamamen tek renkli (siyahtan başka renk sevmezdim ve herşeyim siyahtı) olan ben şimdi dört renge birden sıcak bakar olmuşum, ve bağlı olmadığım renklere de garip anlamlar vermişim. Bunlar üzerine ne ara düşündüğümü bile hatırlamıyorum açıkçası, sadece aklıma geldiklerinde sanki zaten oradaymışlar gibi hissettim, ve kendime not düşmem gerektiğini anladım. Hem belki bu renklere benden başka aynı rengi veren insanlar da vardır. Uzun zamandır böyle bir şey yazmamıştım bloguma ama, bunu yazmalıydım bir şekilde. Okumak isteyenler için uyarı: gazetelerdeki uyduruk “mavi bilmemneyin rengidir” köşelerine benzerlik gösterir, ancak bunu öyle olduğuna inandığım için değil benim için öyle oldukları için not etmek istedim, kafayı yiyor da olabilirim pekala :)
Devamını oku…

1 Ocak 2011 (:

2011′in ilk saatlerindeyiz artık. :) Bu yıl yeni yıl kutlamalarım çok acayipti, aslında sanırım “her şeyiyle kutlama yapmak” oldu bu, yalnız sonunu tam bağlayamadım. Günün ilk saatlerinden akşam 5′e kadar sevdiğim bazı arkadaşlarımla vakit geçirme (3 mekan değiştirdik diyeyim) fırsatım oldu, daha sonra bir arkadaşımla iki bira alıp konuştuk biraz, 8′den 11′e kadar yine başka bir sevdiğim arkadaşımla güzelce bir dağıttık, sonra o kafayla felsefe yapmaya çalıştık ki hatırladıkça gülüyorum. 11′den sonrayı da evde ailemle beraber geçirmek için ayrıldım, orayı pek tutturamadım ama, istediğim gibi olmadı. Tüm enerjimi harcamıştım, başım beynim dönüyordu falan, hem arkadaş hem aileyi idare etmek zor oluyor böyle günlerde. Anlatınca çok sıradanmış gibi oldu ama çok eğlenceliydi tüm bir günümü sevdiğim insanlara ayırmak.

2010 yılına girerken yazdıklarımı okudum bir de:

2010′dan neler beklediğimi de bilmiyorum, sanırım daha çok verimlilik, daha iyi bir vücut (hmm evet, bunun üzerine çalışmalıyım) ve daha iyi insan ilişkileri umabilirim, zaten her şey bu yönde gidiyor. Hmm ya da direkt, $, €, hadi olmadı TL falan bekliyorum arkadaşım. Evet herkesin beklentisi o yönde Umarım yeni yıl hepinize daha çok kaos, daha iyi ruhlar -bana değil!- ve başka daha ne istiyorsanız onu getirir. *geçen yıldan kopya çek*

Hah, unutmadan, gelecek yıldan, hatta yarın saat 7den bir beklentim var: Steam! Lütfen. Adam ol. Modern Warfare 2 istiyorum, 30 dolara. Bir de Nokia, Maemo 5 için firmware updateini çıkartsın istiyorum. Ayrıca Ekin de ebayden aparatları getirsin, hatta gidip yerinden alsın *ohaha* istiyorum. kthxbye.

Daha çok verimliliği biraz biraz sağladım, daha iyi bir vücudum var ama tamamlayabilmiş değilim, daha açıkçası aklımda Arnold Schwarzenegger (soyadını Google’dan kopyaladım) ile güreş tutmak var olduğundan tatmin olamıyorum ufak gelişmelerle. Sanırım en çok kazandığım şey iyi insan ilişkileri oldu, iyi ki bunu dilemişim. Diğer küçük isteklerim de bir şekilde karşılandı aslında; Steam Modern Warfare 2′yi mantıklı bir sürede düşürmedi ama alterIW sağolsun biz bol bol oynuyoruz, Nokia Maemo 5 için 1.3′e kadar firmware çıkardı falan. EBay’den ne istediğimi hatırlayamıyorum ama.

2011′den kendime; daha çok verimlilik (yetmez ama evet!), daha iyi insan ilişkileri, bi’ zahmet akademik kariyer ve mutluluk istiyorum, tabii bir de $$$ (asdasd), umarım yeni yıl hepinize iyi davranır.

Hayatınızdaki en değerli şey gerçekten de zaman, anı yaşamayı, tadını çıkartmayı unutmayın, olabildiğince sevmediğiniz angaryaları yapmayın, 3-5 fazla kazanmak için zevklerinizden ödün vermeyin. Cesur olun, risk almadan kazanamazsınız, üstelik işin eğlencesi orada. Yaptığınız şeyler için asla pişman olmayın, ama yapmak için güç bulamadıklarınızı hep aklınızın bir kenarına yazın ve yapmaya çalışın. Kısıtlı zamanı iyi değerlendirin. Ya da kısaca, mutlu olun, mutlu edin, insanlar sizi onlara getirdiğiniz iyi enerjiyle, ortaklarınız sizi her zaman karşılıklı kazançla hatırlasın. Bunları deneyimlerle sabitlenmiş birer “protip” olarak görün, ama kendinizinkileri de yaratın. Ayrıca, kendinize çok güvenmiyorsanız 35lik vodkayı 5 dakikada içip üzerine bira içmeyin, adamı mahvediyor.

Benden bu yıllık bu kadar :) Buradan blogumu ya da Twitter’ımı okuyan,  ya da okumayan ama iyi çocuk olan, tanıdığım, tanımadığım herkese mutlu yıllar diliyorum.

MeeGo Türkiye’de de yeni yıl kutlama mesajımı unutmadım tabii ki, o da şurada: Mutlu Yıllar! @ MeegoTürkiye.org

BONUS: http://www.youtube.com/watch?v=gBxdy-6ltt8

The BBT Posterim

Big Bang Theory ‘i bilmiyorsanız; CNBC-E ‘de gösterimde olan ve şu sıralar 4.sezonu yapılan bir dizi, bir grup geek ve onların kafası pek basmayan komşu kızıyla olan ilişkilerini anlatan bir komedi dizisi. Tabii geekleri anlatan bir dizide bekleyeceğiniz şeyler, özellikle de geekliğe “ucubelik” üzerinden yaklaşıp mizah yapılıyorsa, ucube tiplerken The BBT ‘nin posterin ortasına sarışın hatun atıp etrafını parlak çocuklarla doldurmasına daha fazla kayıtsız kalamazdım, bir MSN konuşması sırasında aklıma gelen bir fikir ve 10 dakikalık GIMP çalışması sonucu The Big Bang Theory, ben yapsam nasıl olurdu, az çok çıktı ortaya. Estetik olmadı belki ama gerçekçi oldu.

Evet, işte Aranel Surion dünyayı kurtarmak, dertlere derman olmak ve insanlığa fayda sağlamak yerine boş vakitlerinde nelerle uğraşıyor, ibretlik:

The Big Bang Theory

Bu da orijinali: http://img12.imageshack.us/i/thebigbange.jpg/

Animeler: Angel Beats, HotD, Chobits

Angel Beats

Bu yaz çok anime izleyecektim ben sözde, işin gerçeği 13 bölümlük Angel Beats’i yeni bitirdim, Highschool of the Dead ise geleceği pek belli olmayan bir bekleme sürecine girdi şuan, yeni bölüm çıkıp çıkmayacağı bile belli değil. Bir de Chobits bitirdim, ondan da ayrıca bahsetmek istiyorum. Ama bu ilk ikisini arka arkaya izleyince kafamda iyi Anime nedir, ya da ben neyi seviyorum, şekillendirmiş oldum. Bu arada animelerle ilgileniyorsanız MyAnimeList servisine mutlaka göz atmanız lazım, uğrarsanız bana anime tavsiye etmeyi unutmayın.

İkisinin hikayesine de bir özet geçersem, Angel Beats, yeni ölmüş gençlerin gittiği bir tür Araf diyebileceğim bir yerde, ölümü kabullenemeyip tanrıya ve meleğe savaş açmalarını konu alıyor. Böyle anlatınca çok ciddi bir mevzuymuş gibi gelebilir ama aslında Angel Beats oldukça komik, hızlı ve eğlenceli bir anime, 13 bölümün nasıl geçtiğini anlayamıyorsunuz bile. Konu aslında savaşı değil ölümün etrafında şekilleniyor. Highschool of the Dead, bildiğimiz Holywood tarzı zombi filmlerine benziyor, Dünya zombi kıyametini yaşıyor, bir grup öğrenci de bu karmaşadan çıkıp ailelerini bulmaya çalışıyorlar. Bu iki anime arasındaki her şey farklı aslında. HotD ağırlıklı olarak aksiyon, aksiyon, aksiyon, parçalanmış zombi cesetleri, fan service, daha fazla aksiyon, zombi cesetleri.. şeklinde giden bir anime, öyle ki tüm iyi çizime rağmen, karakter ve olay vasatlığından dolayı (bir zombi animesinde aklınıza gelebilecek her klişe var) zevk için bile ancak izlenebilecek bir yapım. Bunun tam aksine Angel Beats, aksiyon sahnelerine çok önem verilmeyen, ancak 13 bölüm için oldukça detaylı karakterlere ve olay örgüsüne, hikayede birden fazla sayıda twiste sahip ve bırakın fan service ağırlıklı olmayı, seride aşk adına görebileceğiniz en ufak detaylar bile hikayenin “bir kısmı” aslında. Yüzeysel bir tarifle HotD tek gecelik ilişkiyse Angel Beats yıllar süren dostluktur diyebilirim. (Konularına da uymuyor değil)

Devamını oku…

Amazon.co.uk 'dan Alışveriş Yapmak

MBW-150 ‘mi daha önce incelemiştim, Türkiye’de hiç bir yerde bulamadığım bu saati getirtmek için Amazon.co.uk ‘dan yararlandım ve ilk defa uluslararası bir alışveriş gerçekleştirdim. Daha önce de GittiGidiyor gibi kanallardan aracılı olarak alışveriş yapmıştım ama tamamen kendim bir şey getirtmemiştim. Üstelik meblağ neredeyse gümlük vergisinin sınırına ulaşıyordu (kargoyla 250, kargosuz 210 TL kadar) Ben de Amazon.co.uk nedir, nasıl çalışır kısa bir değineyim dedim. Amazon’dan alışveriş yapmadan önce bir bakmanızı önerebilirim. Devamını oku…

OpenSOZLUK

“Tomorrow is the only day in the year that appeals to a lazy man.” ~Jimmy Lyons

Bilmeyenler için; OpenSOZLUK benim kendimi geliştirme amaçlı giriştiğim bir PHP (dolayısıyla CSS/HTML/SQL ve istemeye istemeye JS) projesi, amacı açık kaynaklı, patlayıp çatlamayan, saçmasapan lisans problemleri olmayan bir interaktif sözlük yazılımı oluşturmak, yani “kendi minik ek$i-sözlük  klonlarımızı host etmek” amacı var diyebiliriz.

OpenSOZLUK üzerine sonunda çalışmaya başlayabildim, hatta sallantıda diyebileceğimiz CSS bilgim ve yeni yeni geliştiğim Gimp ile (öyle bir yetenek düşmanıyımdır ki, Gimp’le bunları yapabildiğime halen inanamıyorum diyeyim, büyüksün Gimp!) default şablon adayı bile hazırladım ona, biraz fazla devlet dairesi gibi oldu, aslında aklımdaki tasarım çok renkli, canlı, web2.0 bir şeydi ama oturup çizebilecek bir adam olmadığımdan en azından şimdilik basit bir şey yapmayı tercih ettim. Şablon desteği sayesinde belki ileride daha farklı tasarımlar da çıkarabilirim ortaya (aslında renkleri değiştirsem bu da canlı görünebilir), ya da bu işi benden daha iyi yapabilecek birileri el atabilir de. Her şekilde, “teorik olarak” çalışan bir tasarıma bakıp bu benim eserim diyebilmek zevkli oluyormuş.

Sıfırdan bir şeylere girişmenin gerçekten yorucu olduğunu farkettirdi bana OpenSOZLUK, ve hazır bir sistemi alıp dayayıp döşemek, düzenlemek gibi olmuyor gerçekten, gönüllü bir projede uğraşmak misli misli zor geliyor insana. Bunun yanında, bazı şeylerle de aramı iyileştirmemi sağladı tabii. Mesela PHP’de neredeyse hiç kullanmadığım fopen() -öğrenmesi 10sn falanmış tabii-, .htaccess ve mod_rewrite, “tasarımla kod nasıl ayrılır”, ” fonksiyon neden yazıyoruz ki”, ” ne demek o kadar SQL sorgusu yavaşlatır yeaa” gibi olayları hafif hafif çözdüm diyebilirim. Freenode’daki ##php kanalındaki arkadaşlar da beklemediğim kadar (RTFM veya Let me google it for you linki bekliyordum) yardımcı oluyorlar sağolsunlar :)

Bir kaç not olarak; IDE olarak Netbeans iddiamda kararlıyım, gerçekten her anlamda etkili bir yazılım bu, işleri çok kolaylaştırıyor. XHTML’in ömrü dolmaya yakın diyorlar, XML ile aranız yoksa HTML 4/5 en iyisi. XHTML 2 sanırım iptal edilmiş, HTML 5′in de ne kadar kapsamlı olduğuna bakılırsa haksız bir iddia sayılmaz. CSS’de ufak bir hackle footerı en aşağı kaydırabiliyorsunuz. (SVN’deki style.css’de bir örneği var) Daha aklıma gelmeyen şeyler de vardır bir sürü.

Projeye yardım etmek, bana akıl vermek (“Knowledge is power. Guard it well.”), şunu olmamış bunu yapamamışsın bik bik etmek (bunun da faydası oluyor bir anlamda) isteyenler çekinmesin, her yönden bana ulaşabilirsiniz.

SVN ve Proje takibi: projeler.aranelsurion.org

İzlenesi Animeler

Anime izlemeye daha yeni başladım sayılır ama şimdiden bir çok güzel seriyi bitirecek vaktim oldu, bazı seriler o kadar eğlenceli, bazıları o kadar derin oluyor ki çizgilerle anlatılabilen hikayelere şaşırıp kalıyorsunuz, sanat işte böyle bir şey olmalı. Hangi medyanın üzerine durduğuyla değil içeriğiyle sanat. Eğer siz de benim gibi 300-500 bölümlük devasa serileri takip edecek vakit bulamıyorsanız, denemenizi önereceğim bir kaç güzel anime var burada:

1. Death Note: Daha önce buna bir yazı ayırmıştım hatta. Kesinlikle izlenmesi lazım. Sebepleri de burada.
2. Elfen Lied: Fantastik, kısa ve eğlenceli bir anime. Kafa bulandırmadan, anlatmak istediğini anlatıp gidiyor. Sonu için bile izlenebilir.
3. Serial Experiments Lain: Bunu üçüncülüğe düşürmemin tek sebebi kafa kaynatıcı olması. İlginizi vermezseniz ya da anlatmak istediği konuya ilgi duymuyorsanız 10 küsür bölümü bitirip “ee neydi lan bu?!” diye kalabilirsiniz. Yok benim izlediğim anime bana da bir şeyler katmalı, tasarımıyla alkış toplamalı diyorsanız mutlaka izlemeniz gerekiyor.
4. School Days: Kategori dışı diyeyim buna. Tür olarak Drama,Ecchi ve Komedi diyebiliriz zira kısa sürmesine rağmen 2-3 bölümde bir resmen tür değiştiriyor School Days. Önce komik, sonra Ecchi ve sonra da dramatik bir kapanışla bitiyor. Bir kaç bölümü hariç de sıkmıyor üstelik, sadece karakterleri için bile izlenir. (Setsuna <3)
5. Shuffle!: Bunun henüz başlarındayım ama gidişata bakarak diyebilirim ki, kafa dağıtmak için Shuffle. Hatta ağır bir animeyle arka arkaya koyarsanız en iyisi. Fazla düşündürmeden, yormadan, mantık aratmadan güldürüp eğlendirip gidiyor Shuffle. Karakterlerinin çok ilgimi cezbettiklerini söyleyemeyeceğim ama, aralarındaki ilişkileri falan takip edebilirsiniz. Ya da en güzeli fazla sallamayıp kafa dinlendirici olarak kullanabilirsiniz.

Halen bu güzelliklerle tanışmadıysanız geç kalmış değilsiniz. İzlemek için sizden ekstra bir birikim, japon kültürüne derin bir ilgi de istenmiyor üstelik, hepsi kendi çapında oldukça rahat izleniyor, detaya boğarak öldürmüyor. Ben izlemek için Animefreak.tv adresini kullanıyorum, mümkünse İngilizce dilde izlemeye çalışın, diğer dillerdeki (ve Türkçe’deki) çeviriler rezil rezil ve rezil olabiliyor.

Konu-dışı: Kaçırdınız ama, oyunlarla ilgilenenler Steam Summer Sale’dan umarım bir şeyler kapabilmiştir. Ben epey bir şey kaptım, 5-10 dolara harika şeyler sattılar. Steam’i izleyin, haberiniz olsun, bence.

Blogum 3 yaşında!

Adettendir, blog her yeni yaşına girdiğinde bir özet geçerim 1 yıllık rapor niyetine. Olmuş 3 yıl, Arşiv üzerinden takip edince sanki çok bir şey olmamış, dün başlamışım gibi hissettiriyor, ancak böyle hatırlıyorum blogumun nereden nereye geldiğini. Bu 3 yılda blogumda hemen her konuda bir şeyler için kaynak oluşturmuş oldum, ağırlık tabii ki GNU/Linux, hatta bu sene yoğunlukla Maemo oldu, içime sinmeyen şeyler de var (Kişisel hiç bir şey yazmıyor olmam, Makaleler’i boşlamam gibi) ama hep diyorum zaman ve efor satın alınamayacak kadar değerli şeyler ve kafamı yaptığım şeylerden kaldırıp burayla daha fazla ilgilenebilmeyi istiyorum aslında. Geleyim istatistiklere:

  • 147529 Ziyaretçi (2008: 26889 2009: 56855 , Bu yıl: 63785 ) 366170 sayfa gösterimi (2008: 58335 2009: 140878 Bu yıl: 155957) yapmış. Yani bu yıl da bir çok gencimizi zehirlemişiz. İstatistik aparatının uzun süre kapalı kalması yüzünden bu yılın istatistikleri pek net değil, bunlar kayıtlara geçmiş olanlar ve bu haliyle de gayet iyi görünüyor.
  • En çok bloguma ulaştıran Google kelimeleri: ahmet, Body, linux, anarşizm, n900 türkçe, 24proxy youtube, bios şifresi, 1 mayıs, maemo 5, aranel surion. Ahmet’in sevenleri çok onu anladım ben, her sene o kelime işgal ediyor birinciliği. Maemo 5 ile olan ilişkim ve turkish-l10n paketinin de etkisiyle kelimeler değişmiş. Kendi adımla aranıp bulunmak da hoşuma gitti. Geçen sene olup bu sene olmayan kelimeler: bodypainting, fenerbahçem, aranel, body painting, N96.
  • 55 etikette (2008: 27 2009:  22 Bu yıl: 6), 6 kategoride, 257 yazıya (2008: 151 2009:  70 Bu yıl: 36) 723 yorum (2008: 75 2009: 217 Bu yıl: 431) gelmiş. Ziyaret sayısında mantıklı bir artış varken yorum sayısının 2 kat artması hoş bir durum, yorumların bir çoğu Maemo ile ilgili şeyler, destek için meegoturkiye.org’u açtıktan sonra bu yorumların çoğu kesildiği için gelecek sene bu kadar yorum almayacağımı tahmin ediyorum. “Objektife Takılanlar” ‘ın Kişisel Bölge ile birleştirilmesi üzerine kategori sayısı bir azalmış, boş duruyordu daha iyi oldu böyle.
  • Sırasıyla, en çok yorum alan yazılar: Turkish Localization (turkish-l10n) 0.1 – Maemo 5 (114), Nokia N900 İncelemesi (82), Kırılmadık BIOS Şifresi Bırakmayın! (79), Maemo 5 (N900) artık Türkçe! (77), Maemo, Moblin ve MeeGo (23), Regnum Online ! (16). Maemo işgal etmiş yorumları tabii ki. Blogumun her daim en çok yorum alan yazısı olacağını sandığım BIOS şifresi yazım aldığı 30 yeni yoruma rağmen üçüncülüğe düşmüş.
  • 2009 – 2010 arasında epey bir altyapı çalışması yapacak fırsatım olmuş. Yorum düzenlemesi, Yeni Arşiv, Yeni Paylaşım seçenekleri, Yeni Benzer Yazılar sistemi, Kod Renklendirme, Yan menüde Arşiv yenilenmesi, “Ne kodluyorum?” aparatı, Yeni 404/Projeler sayfaları ve bir sürü kozmetik/minor değişiklik yaptım, blogun bu 1 senede oldukça geliştiği söylenebilir. Tam liste Değişiklikler sayfasında mevcut.
  • Bloguma 2 yeni komşu servis (projeler.aranelsurion.org ve svn.aranelsurion.org) geldi. Henüz çook yeniler ama şimdiden iş görecek hale getirdim onları.

Bu yazının şarkısı: The Cardigans’dan My Favourite Game. Klibiyle beraber dinlenmeli, yoksa istenilen etkiyi yaratmayacaktır. Araba kullanırken dinlemeseniz iyi olur. :P